Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Yaşar Kemal’

Kanın Sesi

Kanın Sesi, Yaşar Kemal, 2004, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

Yaşlı adam düşünürken kahveler geldi. Ortalığı mis gibi bir kahve kokusu aldı. Mustafa gözlerini kapatarak kahve kokusunu derin derin içine çekti, ardından da bir yudum kahve içti… Öyle de bir höpürdetti ki yaşlı adamın gözleri fal taşı gibi açıldı. Köftehor, sanki Kozanoğlu Beyiydi koca Osmanlıya bayrak açmış. Memet de ona öykündü, bu işi Mustafa gibi beceremiyordu. Çocuklar, mest olarak, kendilerinden geçip kahvelerini karşılıklı höpürdeterek bitirdiler. Kahvenin kokusu, tadı genizlerindeydi. s. 456

Mustafa, kıvanç içindeydi. O, konuşurken, ister istemez, babasından, Salmandan birkaç kere söz etmek zorunda kalmış, yaşlı Yörük, bir kezcik olsun ne babasından, ne Salmandan, ne de Salmanın onu nasıl olsa öldüreceğinden konuşmustu. Gözlerinin içine de sen nasıl olsa bir ölüsün dercesine bakmamıştı. Mustfayı çıldırtan da herkesin onu bir ölü olarak görmesiydi. Çocuklar bile onu ölü görüyorlardı ya aradan az bir süre geçince onun diri olduğuna alışıyorlardı. Ama büyükler, onlar onun ölülüğünde birleşmişler, hiçbiri düşüncesinden caymıyor, bakışlarını değiştirmiyor. s. 456

Read Full Post »

yagmurcukkusu Yaşar Kemal‘le tanışmamın Demirciler Çarşısı Cinayeti vesilesiyle olmasının bir iyi, bir de kötü yanı var. İyi yanı: böyle bir kitabı yazmış yazarla bu kadar geç tanışmış olmama hayıflanıp kişisel okuma listemde ona ayrı bir yer ayırmama neden olması oldu. Kötü yanıysa ondan okuduğum kitaplarda, hep o muhteşem romanda (ve “Akçasazı Ağaları” dizisinde) buldugum tadı arıyor olmam. “Kimsecik” serisini okurken biraz da bunu hissettim sanırım. Demirciler Çarşısı Cinayeti‘ndeki kurguyu, o özlü anlatımı, sınıfsal ayrımları bu kadar başarıyla verebilen berrak zihni aradım. Ama bu arayışım bir sonuca varmadı. Tabii, böyle bir arayışa girmem hataydı. Yaşar Kemal, büyük bir destan anlatıcısı, bir kurgucu olarak elbette insanlığın her hali üzerine hikâyeler anlatacaktı. Bu üçlemeyi de insanın ölümden duyduğu korkuya ya da daha genel olarak korkuya ayırmış olmasını yadırgamamak, korku üzerine yazılmış bu destanı, çocuğu adam yerine koyan bu anlatımı dikkatle izlemek gerek.

Bu kadar insancıl bir duyguyu anlatabilmenin kendisi bile büyük bir başarı değil mi? Elbette romanın kurgusu başarılı, anlatım yazarın alışılageldik ustalığını her satırda hissettiriyor. Sözlü anlatımın kendini tekrarlayan, tekrarlarken değişen, değiştikçe zenginleşip giriftleşen yapısı romana belki de şimdiye kadar okuduğum Yaşar Kemal romanlarının hepsinden daha iyi yedirilmiş. Bir söylentinin ağızdan ağıza geçerken nasıl değişiverdiği, nasıl başka söylentileri kapsadığı, onlardan bir şeyler aldığı, konjonktüre göre nasıl farklılaştığı, kimi zaman nasıl korkutucu bir hale gelebildiği ne kadar da can alıcı biçimde anlatılmış! İnsanin kendi korkusuyla yüzleşmeden o korkudan kurtulamayacağını Mustafa cocuk anlatıyor bize.

“Kimsecik” üçlemesi:

Read Full Post »