Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Türkçe’

Türkçeyle gelişigüzel oynayacak kudreti kendinde bulanların yüz seneyi bile bulmayan cumhuriyet tarihinde dili nasıl oyuncak ettikleri herkesçe bilinir. 27 Mayıs’ın TDK’sıyla 12 Eylül’ün TDK’sı birbirinden hayli farklıdır. İlki “Türkçe” kökene önem verirken, Türk-İslâm sentezini resmî ideoloji olarak yerleştirmeye çalışan ikincisi dinî tınısı nedeniyle Arapçaya da kapı aralamıştır. Bunun örneklerinden bir tanesi tarih kitaplarımızdaki inkılâp/devrim ikilisidir.

Şapka kanununun çıkarılması, Latin harflerinin kabulü gibi değişiklikleri yapanlar (Mustafa Kemal ve arkadaşları) bunlara “şapka inkılâbı”, “harf inkılâbı” diyordu. O dönemde kullanılan “inkılâp” kelimesinin yabancı dillerdeki karşılığı “reform”dur. Bugün kullandığımız “devrim” kelimesinin o günlerdeki karşılığı ise “ihtilâl” kelimesidir.

27 Mayıs Anayasasını Hazırlayan Komisyon

“Devrim” kelimesi, siyasî tarihte, bir yönetimin devrilip yerine bir yenisinin gelmesi anlamında (Fransız Devrimi, Ekim Devrimi, vb.); bilimde paradigmaların yıkılıp yerlerine yenilerinin kurulması anlamında (Einstein’in görelilik teorisi fizikte bir devrim anlamına geliyordu); günlük yaşamda ise “köklü değişim” anlamında (gazetecilikte devrim, vb.) kullanılmaktadır. 27 Mayısçıların siyasî tarih literatürünü görmezden gelerek “inkılâp” kelimesini “devrim” kelimesinin günlük hayattaki kullanımıyla karşılamaları, kuşkusuz, tek partili dönemin itibarını yükseltme amacı güdüyordu. “Dönüştürüm”, “düzeltim” gibi karşılıklar önermek yerine popülerliği her geçen gün artan “devrim” kelimesinin kullanılması, onlar açısından başarılı bir taktik hamle olarak değerlendirilebilir herhalde.

“İhtilâl – devrim”, “inkılâp – reform” eşleşmesi bu kadar göz önündeyken hâlâ “şapka devrimi” diyebilmeyi savunmak epeyi zor. Bunun güzel bir örneğini Ahmet Mumcu tarafından yazılan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi I-II kitabında görüyoruz. Şöyle açıklıyor Mumcu:

“Devrim” sözcüğünü “ihtilâl” ile karıştırmamak gerekir. Devrim belki “devrilmek” fiilinden türemiştir. Ama biz sözcüklere kendilerine yüklediğimiz kavrama göre anlam veririz. Devirme karşılığı “ihtilâl”, ondan sonra gelen düzenli yeni döneme inkılâp veya devrim denilmesi amaca uygun düşer. Böylece devrim, devrilmişin yerine konulan demektir.

İler tutar yanı var mı şimdi bunun? Mesela “[d]evirme karşılığı “ihtilâl”, ondan sonra gelen düzenli yeni döneme inkılâp veya devrim denilmesi”nin hangi “amaca uygun” düşeceğini sormak istesek yazar bize ne karşılık verir acaba? Ya da “devrim”in anlamının “devrilmişin yerine konulan” olduğunu savunabilmek için ne kadar içmek gerektiğini sorsak?

Amacım, “doğrusu budur, başka türlü kullanan yanlış yapıyor,” demek değil. “İnkılâp” yerine “devrim” diyenler bunu bir siyasi duruşun gereği olarak yaptıklarının farkındalar elbette; tıpkı “Türk halkı” yerine “Türkiye halkları” demeyi tercih edenlerin, “cevap” yerine “cevab” diyenlerin de tercihlerinin farkında olmaları gibi. Belki de sorun, günlük hayatımızda kullandığımız kelimelerin bu kadar siyasete bulanmış olmasında. Siyaseten bu kadar bölünmüş bir başka dil daha var mıdır acaba?

Kaynaklar:

  • Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi I-II, Ahmet Mumcu, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, 1998, Eskişehir
  • Ayrıca her daim başucunda: “Türkçe Sorunu”, Murat Belge, Yazko Edebiyat, 1982
  • Fotoğraf: 27 Mayıs darbesinden sonra Türkiye Anayasası’nı hazırlayan hukuk profesörlerinden kurulu komisyon, Fotoğrafçı: James Whitmore, Life, Haziran 1960 (via)
Reklamlar

Read Full Post »

İngilizce, Internet’in lingua franca‘sı, kısa zamanda da değişeceğe benzemiyor. Milyarlarca web sayfasının aşağı yukarı yüzde 80’i İngillizce. İngilizceden sonra en çok kullanılan dil olan Almancanın oranı ise yüzde 4.5. Türkçe, muhtemelen, bu listenin üst sıralarında yer almıyordur. Hadi bunda da dünya birincisi olmayıverelim. Kendi olanaklarımız ve ihtiyaçlarımız çerçevesinde mütevazı bir konum hedefleyelim bu listede. Ama bunu hedeflerken de bazı kurallar koyalım. Ne olsun mesela bu kurallar? Ben iki kuralla başlamak istiyorum:

  1. Olabildiğince çok Türkçe içerikli web sayfası yapalım.
  2. Sayfa yaparken, Internet’te zaten varolan bir içeriği kopyalamayalım, bağlantı vererek referans gösterelim.

Bu kadar. Bu iki kural, bana göre, nitelikli web içeriği için birbirini dengeleyen iki önemli unsur. Biraz önce İzmir suikastı konusunda bir arama yapmak istedim. Bu konuda Internet camiasında popüler iki metin olduğunu gördüm. Birisi, kimin yazdığının alıntılayan hiçbir kaynakta belirtilmediği "İzmir Suikastı Davası" başlıklı bir metin (muhtemelen bir ödev sitesi tarafından piyasaya sürülmüş bir versiyon), diğeri ise Prof. Dr. Yücel Özkaya imzalı bir metin. Bu iki metin o kadar çok yerde kopyalanmış ki web sayfası sahiplerinin tek işinin kendi beğendikleri (ya da ilgili gördükleri) içeriği kopyalamaktan ibaret olduğunu düşündürüyor. Üstelik metnin kopyalandığı kaynağa ilişkin hiçbir bilgi de yok bu sayfalarda. Ayrı ayrı bulmasak, bu yazıların ilk bu sayfalarda yayınlandığını düşüneceğiz. Bu, neredeyse her konu başlığında karşımıza çıkan üzücü bir durum.

İngilizcenin uluslararası bilim camiasının da dili olduğu düşünülürse, belki bilim, teknoloji, vb. konularda Türkçe içeriğin yaygın ve nitelikli olmasını beklemek çok makul olmayacak. Çünkü o konuları takip etmek isteyenler genellikle İngilizceye de hakim olduklarından orijinal kaynakları takip etmeyi tercih edeceklerdir. Bu durumda Türkçe içerik hazırlamak büyük oranda çeviri ve kopyalamayı da beraberinde getirecek. Bilginin kaynağı Türkçede olmayınca öyle ya da böyle kopyalamak zorunlu hale geliyor. Oysa İzmir suikastı gibi kaynakların Türkçe olması beklenebilecek bir konuda bile durum kopyacılıktan öteye geçeniyor. Bu kopyacılığı en çok yapanların ödev siteleri olması da ayrı bir eğlence kaynağı. Bunun gibi, özgün kaynakların Türkçe olduğu neredeyse hiçbir konuda elle tutulur içerik üretilmediğini üzülerek görüyoruz. Edebiyatımızı ele alalım. En önemli yazarlarımızdan Yaşar Kemal konusunda bile Internet söz konusu olduğunda "bütün kilitbahirler kapalı".

Sonuç olarak Internet’te Türkçe içerik oluşturmak isteyenlerin önünde oldukça geniş ve verimli düzlükler uzanıyor, yeter ki oradan buradan kopyalama tembelliğine tenezzül edilmesin.

Read Full Post »