Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’

İktidar partisi içindeki kişisel ilişkiler artık öyle kötülemişti ki, işbirliği imkânsız hale gelmişti. Rauf’un cumhuriyetin ilanına tepkisi üzerine, o ve Refet partideki radikaller tarafından vatan haini sayıldılar ve hem meclisin hem de iktidar basınının (Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye ve İstanbul’da Cumhuriyet) sürekli saldırılarına hedef oldular. O sırada orduda görev yapmakta olan, onların görüşlerini paylaşan Ali Fuat (Cebesoy) ve Kâzım (Karabekir) gibi onlar da izlendiklerini, hatta mektuplarının açılıp okunduğunu fark ettiler ve Halk Fırkası’ndan ayrılmaya karar verdiler.

1924 yazında bir muhalefet partisi kurma hazırlıklarına başladılar. 26 Ekim’de Kâzım Karabekir Birinci Ordu müfettişliğinden ayrıldı. 30 Ekim’de de Ali Fuat (Cebesoy) İkinci Ordu müfettişliğinden istifa etti.

Mustafa Kemal’e göre, bu bir komployla karşı karşıya olduğunu anladığı zamandır. Aynı zamanda Millet Meclisi’nde milletvekili olan bütün subayların siyasetten ayrılmalarını emrederek bu duruma tepki gösterdi. Bütün subaylar bu emre itaat etti, yalnızca Cafer Tayyar (Eğilmez) ve Cevat (Çobanlı) bu kararın nedenini öğrenmek istedi ve derhal askerlik görevlerine son verildi. Böylece Mustafa Kemal, bir hamlede, meclisteki muhalefet ile ordunun bağlantısını kopardı ve ordunun kendisine bağlılığından emin olmuş oldu.

Muhalefet partisi Dahiliye Vekâleti’nden izin alındıktan sonra 17 Kasım 1924’te resmen kuruldu. Yeni partinin adı için değişik öneriler vardı. İstihlâs Fırkası ve Cezrî Cumhuriyet Fırkası üzerinde duruldu, ama sonunda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ismi seçildi. “Cumhuriyet” kelimesinin seçimi taktik bir hamleydi ve Halk Fırkası’nı bir hayli rahatsız etti, Halk Fırkası’nın adına “Cumhuriyet” kelimesinin eklenmesine neden oldu (Cumhuriyet Halk Fırkası).

CHF’den istifa dalgasıyla millî mücadelenin en önemli liderlerinin çoğu muhalefete katıldı. Bunlar arasında Ali Fuat (Cebesoy), Kâzım Karabekir, Refet (Bele), Rauf (Orbay), Cafer Tayyar (Eğilmez), Rüştü, Adnan (Adıvar), Mehmet Arif (1882-1926) (Mustafa Kemal’in eski yaveri) ve Bekir Sami bulunuyordu. İsmail Canbulat ve Ahmet Şükrü de yeni partiye katıldı. Yeni parti resmen cumhuriyeti desteklemeksine rağmen, programı CHF ilkelerinden ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ndan birtakım açık farklılıklar gösterir. Yeni partinin programındaki en çok göze çarpan noktalar, demokratik kontrol mekanizmalarının ve adem-i merkeziyetin vurgulanmassı, güçler ayrılığı, iki meclisli bir parlementer sistem ve dinsel inançlara saygı gösterilmesiydi. Programın 12. maddesi ilginçtir ve açıkça Mustafa Kemal’i hedeflemektedir. Bu maddeye göre, cumhurbaşkanı seçilen bir mebus meclisteki görevinden ayrılacaktı, böylece cumhurbaşkanı günlük parti siyasetinin dışında kalmaya zorlanacaktı. (s. 208-210)

Millî Mücadelede İttihatçılık, Erik Jan Zürcher, çev.: Nüzhet Salihoğlu, 2008, İstanbul: İletişim

Reklamlar

Read Full Post »

Tarih’teki* suikastle ilgili pasaj 1925’te TCF’nin** kapatılmasıyla başlar. Tarih’e göre bu parti içindeki bir grup Mustafa Kemal’i öldürmeye ve Osmanlı anayasasını ve saltanatı geri getirmeye karar vermiştir. Rauf suikastin lideri olarak gösterilir ve İttihatçılardan söz açılmaz. Pasajın bütünü Nutuk’taki pasaja benzemektedir, burada Mustafa Kemal’i öven, suikastten kurtulduğu öğrenilince duyulan sevinci ve suikastçilerin alçak karakterini betimleyen ifadeler bulunmaktadır. Üslup, şu örnekte görülebileceği gibi son derece şovenisttir:

“Bu sefillerin ve cürüm ortaklarının kanında Türklük cevherinden eser bulunmadığına şüphe yoktur. Asil, vefalı ve kadirşinas Türk milletinden bu kadar alçak duygulu, nankör ruhlar doğamaz. Bunlar hiçbir milletin varlığında barındırmaya razı olamayacağı soysuzlardır. Türkler için soysuzluktan daha ağır, daha aşağı vasıf yoktur.” s. 243

*Tarih, cilt 4: Türkiye Cumhuriyeti, İstanbul, 1931 (Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Tarihi), s. 193

**Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

Millî Mücadelede İttihatçılık, Erik Jan Zürcher, çev.: Nüzhet Salihoğlu, 2008, İstanbul: İletişim

Tarihimizin yeterince aydınlığa kavuşmamış bir olayına, İzmir suikastına resmi tarih neredeyse hiç yer vermemiş, yer vermesi gerektiğinde de yukarıda örneklenene benzer bir dil kullanmaktan imtina etmemiştir. İzmir suikastı davasının bir tasfiye operasyonuna dönüştürülmesi, Kâzım Karabekir gibi toplum içinde prestiji yüksek bir paşanın tutuklanmasını fazla bulan İsmet İnönü’nün İstiklal Mahkemesi başkanı (Kel Ali (Çetinkaya)) tarafından tutuklanmakla tehdit edilmesi (kimi kaynaklara göre tutuklanıp sonra salıverilmesi), davada yargılanan İttihatçıların Ali Fuat (Cebesoy) dışında tamamının Atatürk’ün ölümüne kadar siyaset sahnesinden çekilmesi gibi olaylar, bunun basit bir dava olmadığını fazlasıyla anlatmıyor mu? Bu konudaki pasajları aktarmaya devam etmeyi umuyorum.

Read Full Post »