Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Siyaset’

iç-mihrak bir süredir beğenerek takip ettiğim bloglardan biri. Fırsat buldukça bütün tasarımlarını baştan sona gözden geçiriyorum. Her seferinde aynı çarpıcı etkiyi uyandırması bile yapılan işin niteliği hakkında ipuçları veriyor. Bu etkinin de verdiği cesaretle onlarla bir online söyleşi gerçekleştirmeyi talep ettim. Onlar da sağolsunlar kırmayıp kabul ettiler. Aşağıda okuyacağınız cevapları 6 Temmuz 2009 tarihinde gönderdiler, fakat yaz tatilinde gümbürtüye gitmesini istemediğimden söyleşiyi şimdi yayımlıyorum. Niyetim söyleşiyi burada bitirmek değil, blogu takip edenlerin de katkısıyla soruları çeşitlendirip ikinci bir devam söyleşisi gerçekleştirmek. Umarım katkılarınızı esirgemezsiniz.

Müstear Efendi: iç-mihrak nasıl başladı? Nasıl bir araya geldiniz, bu işe girişirkenki düşünceleriniz nelerdi? Zaman içinde bu düşünceler değişti mi? Değiştiyse nasıl değişti?

iç-mihrak: iç-mihrak yaklaşık 2,5 yıl önce bir anarşist yakınlık grubunun ”yaramaz” uzantısı olarak işe başladı. yani, bir arkadaş sohbetinin gayrımeşru çocuğu. kültürbozumu fikri bazılarımızın zihninde zaten mevcuttu ama bunu uygulayacak doğru bağlamı arıyorduk. tasarım konusunda hiç bir bilgimiz yoktu. bazılarımızın şahsi sanat okumaları olsa da, hiçbirimiz profesyonel değildik. bu sebeple tasarım yapmayı deneme yanılmalarla öğrenmemiz gerekti. keşfettiğimiz ilk şeylerden biri, tasarımda fikir mevcutsa, biçimin de arkadan su gibi akacağı oldu. teknik meseleler ise zaman içinde tecrübe kazandıkça çözülmeye başladı.

Huzur İsyandadırbu işe kültürbozumu fikri ile başladık. ilk amacımız, bu ülke siyasi kültürünü kuruluşundan itibaren pençesine almış bir resmi, popüler ve geleneksel kodlar evrenini bozuma uğratmaya; ”güzel yazı” ile yazılan ”güzel sözler’in ardında yatan vahşet evrenini gün ışığına çıkarmaya çalışmak oldu. anarşistler olarak biliyorduk ki, bu güzel sözlerin, kutsal ahlaki ve siyasal prensiplerin yaşamasının bedeli her zaman ”başkalarının” kanı ve canıdır. ve bu düşünceden aldığımız güçle, hızla üretmeye başladık. türkiye reklamcılığının ilk palazlanma dönemine denk düşen bir nesil olarak, dilsel ve göstergebilimsel kıvır(t)malara hakim şekilde büyümüştük zaten. ancak kültürbozumu kısıtlıdır, bir süre sonra düşmanınızın kodlarını tersine çevirip kullanmaktan ziyade kendi kodlarınızı oluşturmanız, negatif çalışmadan pozitif çalışmaya geçmeniz gerekir; ancak o zaman neşeyi patlayıcı hale getirebilirsiniz.

Dikkat! Aniden Derinleşen Devlet

zaman içinde kültürbozumu ile hem yakından ilintili, hem de ondan daha fazlası olan bir düşünce gelişmeye başladı. türkiye’deki siyasi görsel propaganda kültürünün durumu ortadaydı. köhnemiş bir sosyalit/eleştirel gerçekçilik akımından köken alan, biçimsel olarak siyah-beyaz-kırmızı hakimiyetinde, içeriksel olaraksa bir ressentiment kültürü, atalar kültü ve şehitlik hiyerarşisi içinde boğulmuş bir muhalif sokak afişleri silsilesi mevcuttu. bilinen simgelerin biteviye kullanımından oluşan bu tuhaf geleneğe karşı durmak, karnavalesk neşenin hakim olduğu ama doğamızdan kaynaklanan öfkenin de asla eksik olmadığı yepyeni bir propaganda kültürünün ilk adımlarını atmak istedik. antiotoriter grupların görsel ihtiyaçlarını hem kaliteli, sokakta asılı diğer ticari materyalle rekabet edebilecek çarpıcılıkta, hem de hızlı bir şekilde karşılamak gerektiğini düşündüğümüz için, dost gruplara ücretsiz tasarım hizmeti vermeye başladık. her iki yönde çalışmamıza da halen devam ediyoruz. diğer gruplarla ortak çalışmalar yapmaktan çok zevk alıyoruz.

1. Tuzla Sağkalım OyunlarıME: iç-mihrak nasıl işliyor? Düzenli ya da düzensiz yapılan grup içi toplantılardan söz edebilir miyiz?

iç-mihrak: iç-mihrak şu anda birkaç iyi dostun yürüttüğü bir yapı. her tür iletişim  biçimiyle fikirler bulunabiliyor. elbette düzenli olmasa da toplanıyoruz, toplanmak birbirimizi inanılmaz şekilde beslememizi sağlıyor. hepimiz bambaşka yaşam öyküleri olan, hayatta bambaşka şekillerde varolmaya çalışan insanlar olarak birbirimizi zenginleştiriyoruz. iç-mihrak neredeyse bir business ciddiyetiyle yürütülüyor olsa da, elbette bir ”iş” değil; birbirimizi sevdiğimiz için beraberiz ve birbirimize sadece birbirimizi sevdiğimiz için muhtacız.

Devlet bazı çocukların büyüyünce ne olacağını bilir!

ME: Blog dışında bir yayın ortamı kullanıyor musunuz? Çıkartmalar, afişler sokağa, hayatın akışına giriyor mu?

iç-mihrak: bazı afişler ve çıkartmalar bizim tarafımızdan, bazıları ise bizi sevenler tarafından sokakta dolaşıma sokuluyor. kendi asmadığımız afişleri sokaklarda gördüğümüz oldu, buna çok sevindik, ”demek insanların içinde bir yerlere dokunuyormuşuz” diye düşündük. ancak hem maddi sorunlardan hem de zaman kısıtlılığı nedeniyle işlerimizi insanlara yeterince sunamadığımız da bir gerçek. bazı işlerimizin sanatla siyaseti, sanatla gündelik yaşamı buluşturan sergilerde sergilendiği de oluyor; sergi salonlarına girmekten hiç imtina etmiyoruz; bizim için nefes alınan her yer sokaktır çünkü; ya da öyle değilse bile acilen öyle kılınmalıdır.

Köylü milleti efendisizdir

ME: Yakıtınızın resmî ve popüler kültür fragmanları olduğunu söylüyorsunuz. Bu, yaptığınız tasarımlarda da açıkça görülüyor. Özellikle resmî söylemin bu biçimde yeniden kurgulanması Türkiye’de sık rastladığımız bir şey değil. Tabii böyle imajların yaygın dolaşıma girmesini beklemek de pek makûl olmasa gerek. Bu alanda belirli bir miras üretmiş yerli ya da yabancı tasarımcılardan söz edebiliyor muyuz?

iç-mihrak: kültürbozumu alanında elbette adbusters‘tan ders aldık, ancak bu ülke siyasi kültüründe kitsch ve klişe o kadar yaygındır, lağım o kadar pis kokar ki, işi kapmakta pek de zorlandığımız söylenemez. ayrıca hem sanat tarihindeki, hem de propaganda tarihindeki “atalarımız”dan da önemli dersler aldık; özellikle tarihsel avantgarde bize çok şey öğretti. işlerin yaygın dolaşıma girmesine gelince, bizden habersiz haber yapıldığımız çok oldu. gerek gazetelerde, gerekse dergilerde kendimizle ilgili yazılara ve işlerimize rastlayıp şaşırdığımız çok oldu. tabii ki sloganlarımızın, sorularımızın, önerilerimizin devlet ve onun sermayedeki iştirakçilerinin hakim olduğu bir toplumsal durumda yaygın kabul görmesini beklemiyoruz.

özel ve tüzel kişilerin bize oldukça öfkelendiğine, diş bilediğine de eminiz. ancak bize yönelen bu olumsuz duygulanımların, bizi seven insanların sevgisi ile bir çeşit rezonansa girip, bizi daha da etkili kılacağına inanıyoruz. ne de olsa insanlık 2 milyon yaşında, devletse sadece birkaç bin yıllık. bu durumda biz insanlar devletten ve onun yardakçılarından hem daha yaşlı, hem de daha bilgeyiz!

Oyunu At

Reklamlar

Read Full Post »

Anayol “Akıl Yaşta Değil” demiştik. Bütün siyasi partilerin tüzüğünü incelemek çok uzun süreceğinden yalnızca siyaset gündemini belirleyen partilerin tüzüklerindeki genel başkanın yaşı ve üst üste kaç dönem seçilebileceğiyle ilgili maddelere bakmıştık. AKP, MHP, DP ve DTP’de bu konuda düzenlemeler varken CHP, DSP ve SP’de (sırasıyla Deniz Baykal, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan) herhangi bir kısıtlama olmadığını görmüştük.

Bu türden kısıtlamaların esas amacı partide bir kişinin parti organları üzerinde kişisel iktidar kurarak parti içi siyaseti tektipleştirmesini engellemek, partinin belirli zenginlikte bir siyasî çeşitliliği temsil edebilmesini sağlamaktır. Deniz Baykal örneğinde net biçimde gördüğümüz gibi bu, hiç de yabana atılacak bir kaygı değildir. Bilhassa son tüzük değişikliğiyle CHP genel kurulunda genel başkan adayı olabilmek için genel kurul delegelerinin yüzde 20’sinin imzasını alma zorunluluğu getirilince bir parti genel kurulunun dikensiz gül bahçesine dönüştürülmesinin başarılı bir uygulamasına da şahit olmuş olduk.

Bunun gibi sıklıkla dile getirilen bir başka kaygı da partilerin merkez yürütme organlarının yerel teşkilât üzerindeki erkidir. Genel merkezler tarafından belirlenen yerel yöneticiler, belediye başkanı ve milletvekili adaylarının genel merkeze karşı eleştirel bir ton tutturmalarını beklemek çok gerçekçi olmasa gerek. Yerel teşkilâtların zayıflığıyla (zayıflatılmışlığıyla) lider sultası birbiriyle örtüşen haller.

Süleyman Demirel

Bununla bağlantılı olduğunu düşündüğüm bir diğer şeyse siyaset hiyerarşisinin geri dönüşe kapalı bir hatta ilerlemesidir. Parti genel başkanlığı yapmış birinin hayatının sonraki bir safhasında, diyelim, belediye başkan adayı olması alışılmadık bir durumdur. Ya da cumhurbaşkanlığı mevkiini idrak etmiş birinin daha sonra aktif siyasete dönerek bakan koltuğuna oturması herhalde bugünün siyaset hiyerarşisinde kabul görecek bir şey değildir. Birinci noktanın benim aklıma gelen tek istisnası SHP genel başkanlığı yapmış Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığını açıklamasıdır. Belki de Karayalçın’ın bu durumu, sözünü ettiğim siyaset hiyerarşisinin tek istisnasıdır. (Süleyman Demirel’in önümüzdeki aylarda nasıl adımlar atacağını da merakla bekliyoruz.)

Peki siyasetin bu tek yönlü hiyerarşisinin nesi kötüdür? Bana göre, bu ölçüde mutlaklaştırılmış bir hiyerarşi bir koltuğa yapışıp kalmanın psikolojik altyapısını da hazırlıyor. Hiyerarşinin daha üstteki bir basamağına geçmediği sürece kimse oturduğu koltuğu bırakmak istemiyor. Çünkü bıraktığı anda artık geri dönüşü olmayacak biçimde hiyerarşinin dışında kalacağını, fiilî olarak siyasetten emekliye ayrılacağını biliyor. Bunun da istisnaları var tabii. Deniz Baykal (bir dönem CHP genel başkanlığından ayrılmıştı), Hüsamettin Cindoruk (hep yedek oyuncu oldu), Recai Kutan (o da yedek oyuncuydu) bunlardan sadece birkaçı.

Sonuç olarak Türkiye’de mevcut siyaset yapma zihniyeti, taban katılımını önemli ölçüde kısıtlayan, genel merkezin yerel örgütler üzerinde baskı kurmasını kolaylaştıran pekçok yönteme geçit veriyor.

Kaynaklar:

  • İlgili Wikipedia sayfaları
  • “Anayol” fotoğrafı buradan.
  • Süleyman Demirel fotoğrafı buradan.

Read Full Post »

Halil Berktay çok güzel ifade etmiş: bu ülkede yazı yazıp da güncel siyasetten lâf açmamayı başarmak kolay değil. “Memleketi kurtarmak” gibi kadim bir geleneğimiz olduğu düşünülürse her konunun dönüp dolaşıp siyasete dayanması da olağan karşılanmalı. Sadece bu da değil; siyaset gündemi o kadar yoğun ve karmaşık ki konuşacak konu arayan biri için biçilmiş kaftan.

Buyurun Cenaze Namazına

Takip ettiğim köşe yazarları gündemle ilgili kafama takılan soruların neredeyse hepsini kendi bakış açılarından cevaplıyorlar. Bu da, gündemdeki konular hakkında kendime ait bir görüşüm olsa da, bunu paylaşmamın gereksiz olduğunu düşündürüyor bana. Gündemdeki tartışmaları takip etmek isteyenler pekâlâ mesaisini bu işe harcayan köşe yazarlarının yorumlarına ulaşabilirler. Ancak zaman zaman bazı konuların gündemde hakettiğini düşündüğüm yeri alamadığını görüyorum. Çoğu zaman da önemsiz sayılabilecek bir haberin aklımdaki bir soruyla ilişkisini görüp gevezelik etmek istiyorum. Bu sefer de öyle oldu: Evrensel’in haberine göre Recep Tayyip Erdoğan 19 Mayıs’ta yaptığı konuşmada bir dönem sonra başbakanlığı ve milletvekilliğini bırakacağını söylemiş. Parti tüzüğüne göre bir kişinin en fazla 3 dönem milletvekilliği ve 5 dönem parti genel başkanlığı yapabileceğini hatırlatıp gelecek senelerde gençlere daha fazla şans tanıma düşüncesinde olduğunu dile getirmiş.

AKP tüzüğünün 132. maddesi şöyle:

AK PARTİ listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri, en fazla üç dönem aday gösterilebilir. (Değişik 03.10.2003- Madde:8) Yapılacak seçimde, doğacak duruma bağlı olarak merkez yoklaması usulü ile aday belirlenmesinin zorunlu olması hali hariç olmak üzere, kontenjan adayı olarak seçilmiş olan kimse, aynı usülle tekrar aday gösterilemez.

Birinci cümle açık da ikinci cümleyi anlayana kadar akla karayı seçtim. Hâlâ da anladığımı iddia edemem. Bana daha çok birinci cümledeki kesin ifadeye bir arka kapı aralamak için yazılmış her türlü anlaşılabilecek karmaşık bir cümle izlenimi verdi.

Recep Tayyip Erdoğan şahsında düşünüldüğünde bu açıklama muhtemelen Abdullah Gül’den sonra cumhurbaşkanlığına aday olacağı anlamına geliyor. Bunda şaşılacak bir şey de yok zaten. O nedenle ben konuya genel olarak Türkiye’de siyaset kurumu açısından yaklaşmak istiyorum. DP’nin genel başkanlığına 77 yaşındaki Hüsamettin Cindoruk’un seçilmesiyle yaş-siyaset ilişkisi yeniden gündeme gelmişken bir çetele tutayım dedim.

Cindoruk’un bu ilerlemiş yaşında yeniden aktif siyaset sahnesinde görünmesi pek hoş karşılanmadı. Kendisi de gelecek tepkileri tahmin ettiğinden, adaylığını açıkladığı konuşmasına “Merkez siyasetinde gençlere ihtiyaç var, bu gençlerden biri de benim” diyerek başlamıştı. Dahası, şimdilerde 86 yaşındaki Süleyman Demirel’i yeniden aktif siyasete takdim etmenin sinyallerini veriyor.

DP tüzüğü şöyle diyor:

Parti genel başkanı büyük kongrece Siyasi Partiler Kanununun ilgili maddeleri uyarınca en çok üç yıl için seçilir. Aynı kişi ara vererek dahi olsa, en fazla dört olağan büyük kongre’de Genel Başkan seçilebilir.

Bunun gibi bir de, artık kronikleşmiş, “Deniz Baykal yaşlandı, bıraksın” diyenler vardır. Hattâ öyle bir izlenim yaratılır ki, sanki CHP delegelerinden başka herkes Baykal’ın siyaseti bırakması gerektiğini düşünmektedir. 72 yaşındaki Baykal da, maşallah, onlara nispet yaparcasına kongreden kongreye koşar. CHP tüzüğünde, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi, kaç dönem genel başkanlık yapılabileceğiyle ilgili bir kısıtlama bulunmuyor. (DSP ve SP tüzükleri de aynı şekilde.)

Master Yoda MHP tüzüğü de, bir kişinin en fazla 5 dönem genel başkanlık yapabileceğini söylüyor:

Aynı kişi ara vermeksizin beş defadan fazla seçilemez. Yeniden seçilebilmek için aradan üç yıl geçmesi gerekir.

Görünen o ki, 5. dönem genel başkanlığını yakında tamamlaycak olan Devlet Bahçeli’nin bu görevi bırakmaya pek niyeti yok. Oysa, muhtemel genel başkan adayı Koray Aydın’dan (56) başka Devlet Bahçeli’nin artık bırakması gerektiğini söyleyen kimse yok. 62 yaşındaki Bahçeli’nin söz konusu tüzük maddesinin etrafından dolanmak için ne gibi bir önlem alacağını bekleyip göreceğiz (akıllara Putin-Medvedev ikilisi geliyor).

Ahmet Türk de 68. yaşını idrak ettiğine göre, mecliste grubu bulunan partiler içinde en genç genel başkan 56 yaşındaki Erdoğan. DTP tüzüğünün diğer partilerin tüzüklerine göre daha kısıtlayıcı olduğunu da belirtelim. Şöyle deniyor tüzükte:

Genel  Başkan  üst üste en fazla iki olağan kongre dönemi için seçilebilir. Bu süre her halde 6 yılı aşamaz. Bir kişinin tekrar genel başkanlığa aday olabilmesi aradan bir olağan kongre döneminin geçmesine bağlıdır.

Görüldüğü gibi ortalık Master Yoda’lardan geçilmiyor. Buna karşın ben sorunun yaşla ya da bir kişinin üst üste kaç dönem genel başkanlık yaptığıyla doğrudan ilişkili olduğunu düşünmüyorum. O konuya da başka bir zaman girelim, şimdilik en azından Türkiye’de siyasetin gündemini belirleyen partilerle ilgili bir liste çıkartmış olduk.

Kaynaklar:

  • İlgili Wikipedia maddeleri
  • Cenaze namazı fotoğrafı buradan.
  • Master Yoda fotoğrafı buradan.

Read Full Post »