Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘ODTÜ’

İkdam’a Göre Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler (1914-1918)” başlıklı tezle ilgili yazdıklarımı daha fazla uzatmamak için bir konuya açıklık getirememiştim. Bir tezin, ya da herhangi bir bilimsel makalenin resmi tezi ya da genel olarak herhangi bir tezi savunmasında ya da moda olan bir görüşe karşı çıkmasında elbette hiçbir sorun yok. Konu, tezin konusu çerçevesinde ele alınıp eğrisiyle doğrusuyla tartışılır. En azından zaten bilimsel gelişme, devrimsel nitelikte bir açılım getirmediği sürece bu minvalde ilerler. Birileri ortaya bir takım tezler atar, başka birileri de onlara karşı çıkar. Tartışma büyür. Bu nedenle sorun bu yüksek lisans tezinin konuyla ilgili devlet görüşünü desteklemeye çalışmasında değil, bunu tezin ilgi alanının dışına çıkarak, üstelik de tartıştığı konunun bütün taraflarına söz hakkı vermeden yapmaya çalışması.

Yine Ömer Turan danışmanlığında hazırlanmış ve yine fazla uzatmamak için ele alamadığım bir tez daha var: “The Armenian Question According to Takvim-i Vekayi (1914-1918)” Bu tezin de amacı, benzer biçimde Takvim-i Vekayi’deki haberler ışığında Ermeni sorununu araştırmak. Tezin daha en başında gazetenin tarihiyle ilgili yapılan özette Takvim-i Vekayi’nin 1908’den sonra resmi gazete kimliğinin pekiştiği dile getirilmiş. Ondan önceki dönemde gayrı resmi haberlere de yer veren bir resmi gazete gibi görünüyor. Bir yerde Osmanlı Hükümeti’nin resmi gazetesinde yazılanlara bakılarak Ermeni sorununun araştırılması yani yapılmak istenen.

Sorun, Ermenilerle ilgili haberleri aktarmadan önce dönemin nesnel koşullarını aktarmaya başlayınca ortaya çıkıyor. Tezin asli konusunu oluşturmayan bu alanda her iki tez de yalnızca resmi görüşü aktarıyor. Karşıt görüşlere değinmedikleri gibi resmi görüşün tartışmalı noktalarını da dile getirmiyorlar. Bu, her ne kadar yazarların tarih anlaşıyları hakkında ciddi ipuçları verse de, tezin geneli itibariyle bir sorun olmayabilirdi. Çünkü tezlerin zaten asli konusu olmadığından yazarların bu konuda uzun uzadıya tartışmaya girişmeleri beklenmez. Bu iki tez arasındaki farklardan biri de burada ortaya çıkıyor. Aşağı yukarı aynı bakış açısından yazılmış (aynı kaynakları kullanan, olayları çok benzer biçimde “hikâyeleyen”, vb.) bu iki tezden Eroğlu’na ait olan (İkdam…) tezin genelinin yanı sıra sonuç bölümünde de Ermeni tehcirinin nedenlerini gazete haberleriyle ilgisi olmayan bir bağlamda açıklamaya koyulurken Kundil’in tezi, olması gerektiği gibi, gazete haberlerinden çıkarılabilecek sonuca yoğunlaşarak Ermeni meselesi konusundaki tutumunu, konuyla ilgili başka araştırmaların sonuçlarına değil, çalışmanın esas konusu olan Takvim-i Vekayi haberlerine dayandırıyor.

Söylemek istediğim şu: her iki tez de Ermeni meselesi konusunda Türkiye’nin resmi görüşünü destekliyor. Bunun için her ikisi de dönemin gazetelerindeki haberleri ele alıyorlar. Biri çalışmanın esasına odaklanmayı başaramayıp kabaca “Ermeni katliamı olmamıştır” derken, öteki, çalışmanın çizdiği çerçeve içinde kalıp “Takvim-i Vekayi haberlerine bakıldığında, Ermeni sorununun ‘soykırım’ olarak adlandırılabilecek bir mesele olmadığı sonucuna varıyoruz,” diyor. Bu fark, kanımca, bir tezin bilimsel ciddiyeti hakkında az rastlanır türden bir örnek teşkil ediyor.

Kaynaklar:

Reklamlar

Read Full Post »

Osmanlı’nın ilk gazetesi Takvim-i Vekayi 1831 yılında basılmaya başlanır. Bu resmi gazeteyi yarı resmi bir gazete olan Ceride-i Havadis (1840) izler. Osmanlı, ilk özel gazetesine ise 1860’ta yayın hayatına başlayan, Agah Efendi’nin Tercüman-ı Ahval’iyle kavuşur. Abdülaziz’in ve Abdülhamid’in meşhur istibdad rejimlerine karşın bu tarihten sonra gazete Osmanlı coğrafyasında yaygınlaşmaya başlar. Bu gazetelerden biri olan İkdam, 5 Temmuz 1894’te Ahmet Cevdet tarafından kurulur.

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İkdam İttihat ve Terakki’ye karşı Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı destekler. Sultan’a karşı eleştirel bir tavır geliştirmez, siyasal konularda kalabildiği sürece akmaz kokmaz bir çizgi benimsemeye çalışır. Ağır sansür altında aksini yapmak zaten oldukça zordur. İkdam’ın yayını, Abdülhamid’in tahta çıkışıyla ilgili bir haberde “Leyle-i Mes’ude” (Mutlu Gece) sözleri “Leyle-i Mesude” (Kara Gece) gibi yazıldığı için 31 Ağustos 1903’ten 10 Eylül 1903’e kadar durdurulur.

Yeni İkdam

Münevver Güneş Eroğlu’nun “Armenians in the Ottoman Empire According to İkdam 1914-1918” başlıklı yüksek lisans tezi İkdam haberlerinde Ermeniler’in izini sürüyor. Osmanlı’da gazetenin tarihini anlatan yukarıdaki anlatımı da tezin ilgili bölümünden özetleyerek aktardım.

Bu başlığı görünce, doğal olarak akla ilk gelen soru, Ermeni katliamı ile ilgili oluyor. O dönemde yaşananların gazetelerde nasıl ele alındığı sorusunun ilgiye değer olduğunu düşünüp teze bir göz atmaya karar verdim.

Tezin “Silahlı Eylemler ve Kalkışmalar” başlıklı üçüncü bölümü İkdam’dan 19 haber aktarıyor. Bu bölümde, adından da anlaşılabileceği gibi Ermenilerin Anadolu’nun değişik bölgelerinde gerçekleştirdiği kalkışmalara değiniliyor. Haberlerden üç tanesi Ermenilerin Müslümanlara zulmetmesini anlatırken bir haberde 25 bin Ermenin katlinden söz eden bir Fransız parlementosu oturumuna değinilmiş. Diğer haberler çatışmalarla doğrudan ilgili görünmüyor.

“Tehcir” başlıklı dördüncü bölümde 52 habere referans verilmiş. Bu haberlerden 39 tanesi “tehcir” sonrası döneme ait. Yalnızca 13 haber “tehcir”e değiniyor. Bunlardan da yalnızca 3 haber katledilen Ermenilerden söz ediyor (haberlerden ikisi meclis oturumundaki konuşmaları aktarıyor, bir tanesi de iddiaya yer verip daha sonra iddiayı yalanlıyor). Geriye kalan 39 haberden önemli bir bölümü tehcir edilen Ermenilerin geri dönebilmeleri için hükümetin yaptıklarına ayrılmış. Birkaç haberde de İttihat ve Terakki hükümeti, Yunan ve Ermenilere karşı sorumsuz davranışından dolayı suçlanıyor.

Toplam 71 haberin kısaca (bir iki cümleden uzun olanları sayılıdır) aktarıldığı bu iki bölümün tezdeki toplam uzunluğu 66 sayfa. Bu 66 sayfanın büyük bölümü Ermeni katliamı diye bir şeyin olmadığını, aslında söz konusu olanın Osmanlı’nın sürekli isyan edip Müslümanları öldüren Ermenileri zorunlu olarak göç ettirmesi sonucu ölen Ermeniler olduğunu savunmaya ayrılmış. Yani bilindik resmi tez, gazete kupürlerinin yalnızca dekor olarak kullanıldığı hantal bir metinle bir kez daha kanıtlanmaya çalışılıyor. Tezin sonuç bölümünde yer alan şu cümle ayrıca düşündürücü: “İkdam’da Ermenilerin savaş sırasındaki zararlı faaliyetleriyle ilgili çok sayıda haber yoktur. Bunun nedeni basın üzerindeki sansür ve iletişimde zaman zaman ortaya çıkan zorluklarıdır.” (s. 162)

Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinde yüksek lisans tezi olarak sunulup kabul edilmiş bu metnin yazarının en çok başvurduğu kaynağın “Alevi Kürtler Ermenidir” diyerek aklı başında bütün tarihçilerin tepkisini çekmiş olan Yusuf Halaçoğlu’nun konuyla ilgili kitabı Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914 – 1918) (Yusuf Halaçoğlu, 2001, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara) olması, resmi tezin dışında görüşleri savunan onlarca kaynağa ilaç niyetine bile değinmemiş olması elbette şaşırtıcı değil. İler tutar yanı olmayan bir resmi tezi savunabilmek için kafayı kuma gömmenin güzel bir örneğini sunan Münevver Güneş Eroğlu’na ikdamlarından dolayı şükranlarını sunan birileri olacaktır elbette. Ama o birilerinin tarihle nasıl bir ilgisi olur, o tartışmalı işte.

(Konuyla ilgili ikinci yazı»)

Kaynak:

“Armenians in the Ottoman Empire According to İkdam 1914-1918”, Münevver Güneş Eroğlu, 2003, ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tez Danışmanı: Ömer Turan

Fotoğraf:

“Yeni İkdam, Siyasi, ilmi, ticari Türk gazetesi. Sahib-i imtiyaz ve Müdir-i Mesul: Ahmed Cevdet. İkdam matbaası.” (kaynak)

Read Full Post »

Akademik metinleri sıkıcı bulurum. Bir akademik metin yazabilmek için yapılması gerekenler pek çok açıdan yararlıdır da, iş metnin kendisine geldiğinde durum çirkinleşir. Kalıplaşmış bir teşekkür, zorunlu bir literatür taraması aktarımı, olur olmaz yerde konunun otorite kabul edilen uzmanlarına atıflar derken metin akıcılığını, özlülüğünü iyice yitirir. Bir de tabii tez deyince insanın aklına bilimsel çalışmadan önce tezi yazan öğrencinin çektiği çile, “tez yazma” meselesi etrafında oluşturulmuş mit geldiğinden tezler kimsenin okumadığı hantal metinler gibi algılanıyorlar sanırım. En azından sırf keyif için kitap okur gibi tez okuyan çok insan tanımıyorum 🙂

Tez Yazımı

Oysa gerekli tez okuma becerisi kazanılınca (ki bir tez yazan herkes bu beceriyi kazanmak zorunda kalmıştır), metnin can alıcı noktalarını bulup çıkarmak o kadar da güç olmuyor. O zaman da ilginç konulara hasredilmiş bu çalışmaların içindeki cevher, keçiboynuzu tadında da olsa, ortaya çıkmaya başlıyor.

Son birkaç gündür üniversitelerin web sayfalarında bulduğum tezlere göz atıyorum. Özellikle tarih ve edebiyat alanında yazılmış pek çok ilginç teze ulaştım. Bilkent’in web sayfasından tezlere ulaşmanın zahmetsiz bir yolunu bulamamış olsam da, Google sağolsun, pdf formatında webe yüklenmiş tezlerin tamamına erişebildim. ODTÜ ise Open Archives Harvester arayüzü ile tezlerin elektronik kopyaları içinde arama olanağı sağlıyor. Boğaziçi’nde ise arama sonucunda bulduklarımı görebilmek için enstitü öğrencisi/ çalışanı olmam gerekiyordu. Sonra YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi’ni buldum. Bu sistem, Türkiye’deki bütün üniversitelerin elektronik formatta barındırdığı tezleri arama ve indirme olanağı sunduğu iddiasında. Arama yapmayı başardım, ama henüz bir tek tez bile indiremedim. Çalışmalarımız sürüyor.

Bu tezleri, kitaplığımdan uzak kaldığım bu dönemde okumaya devam edebilmek için iyi bir yol olarak görüyorum. Üstelik bazılarının konusu gerçekten hayli ilginç. Türkiye masallarında şamanizm öğelerini ya da toplumsal cinsiyet ve mekân ilişkilerini, Batı Akdeniz’deki Osmanlı korsanlarının Osmanlı-Habsburg mücadelesinde rollerini, kuzey batı Avrupa’da geç on ikinci yüzyıl şövalye etiğini inceleyen bu tezlerden aldığım notları buradan da paylaşabilmeyi umuyorum. Bayağı ilginç okumalar olacağa benzer.

Karikatür bu kaynaktan.

Read Full Post »