Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘İsveç’

Abdülkadir Aygan’ın açıklamalarından bir arkadaşımın gönderdiği bir link dolayısıyla haberdar oldum. Hakan Akçura’nın blogunda yer alan, Aygan’la yapılmış üç buçuk saatlik görüşme kaydının linkiyle. Videoyu izlemeyi birkaç günde ancak bitirebilmiştim ki meselenin Türkiye’nin de gündemine düşmüş olduğunu öğrendim. Sonrasında Musa Anter’in yeğeni Orhan Miroğlu “Abdülkadir Aygan katilim olabilirdi” diye yazdı. En son Taraf’tan Neşe Düzel Aygan’la ancak üç günde yayımlanabilecek uzunlukta bir röportaj gerçekleştirdi.

(Fotoğraf: Abdülkadir Aygan arşivi / Hakan Akçura / open-flux.blogspot.com)

4 Şubat 2005 tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanan bir haberde Aygan’ın itiraflarından oluşan kitaptan kısaca söz edilerek, bazı açıklamalara yer verilmiş. Aradan geçen 4 yılda Ergenekon davasıyla ortaya çıkmaya başlayan bazı gerçeklere rağmen bu açıklamalar/ itiraflar pek ilgi görmemiş.

Aygan’ın ön plana çıkmasına neden olan gelişme Emekli Albay Abdülkerim Kırca’nın intiharı oldu. Kırca’nın cenaze törenine tam tekmil katılan Genelkurmay, kamuoyuna “açık mesaj” verme geleneğini sürdürse de açıklamalar bir kenara atılacak cinsten değil.

Resmi makamların şimdiye dek kabul etmediği JİTEM’e ve yakın tarihimizdeki faili meçhul cinayetlere ilişkin açıklamalar hangi uygar ülkede olsa infial yaratırdı herhalde. Bizde şimdilik Aygan’ın İsveç’ten iadesinin istenmesi dışında bir gelişme yok. İsveç’in, koruma altındaki Aygan’ı Türkiye’ye iade etmeyeceği de gün gibi aşikâr. (Yine Hakan Akçura’nın bildirdiğine göre Aygan 29 Ocak’ta İsveç polisi tarafından gözaltına alınıp serbest bırakılmış) Açıklamaların ciddiye alınmaması gerektiği iddiasında olanların en çok sığındıkları argüman, Aygan’ın sözüne güvenilmez bir itirafçı olduğu. Bunu söyleyenler “itirafçı” ile “iftiracı”nın yakın anlamlı olduklarını da imâ etmekten çekinmiyorlar. Neşe Düzel’in gerçekleştirdiği röportajda buna da cevap veriyor Aygan:

Mesela şimdi bana sözde itirafçı diyorlar. Peki, ben PKK’dan ayrılıp geldiğimde bana itibar ediyordun. Ben o zaman sözde değildim. Özdeydim. Benim ifadelerimi doğru kabul ettin ki, birçok operasyon yaptın. Beni 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tâbi tuttun, bölge komutanının kaldığı lojmanın bitişiğinde lojmanda oturttun. Bölge vali yardımcısının komşusu yaptın. Elime her türlü silahı verdin. (kaynak)

Aygan’ın açıklamalarının ne kadarının doğru ne kadarının yanlış/ çarpıtma olduğu nasıl olsa açığa çıkacak. Ben de en azından “Tuncay Güney’i Dinleyenler Abdülkadir Aygan’ı Duyacak mı?” diye soran Fatih Polat’ın sorusunu yerinde bulduğumu belirtmiş olayım.

Konu muhalif basında 2004 yılından itibaren kendine yer bulmuş.

Konuyla ilgili Evrensel gazetesi haberlerinden bazıları:

Konuyla ilgili Birgün gazetesi haberlerinden bazıları:

Neşe Düzel röportajları:

Read Full Post »

Norveç İskandinav yarımadasının en batısında yer alan Norveç, uzun, ince bir ülke. Güney batı ucundan kuzey doğu ucuna ülkenin toplam uzunluğu 1752 kilometre (Türkiye’nin batıdan doğuya uzunluğu 1600 km civarında). Aşağı yukarı Britanya adasının kuzeyi seviyesinde olan güney sahilleri Gulf Stream etkisiyle nispeten yumuşak bir iklime sahipken, ülkenin kuzeyi (yüzölçümü olarak üçte biri) kutup dairesinde yer alıyor. Yaşam koşullarının çetin olduğu kuzeyde insan yoğunluğu da oldukça düşük. Norveçli bir arkadaşa kuzeyle ilgili sorular sorarken bölgenin önemli sorunlarından birinin de sivrisinek olduğunu söyledi. Doğal hayatın korunması konusunda duyarlı olduklarından bizdeki kadar ilaçlama olmuyor ülkede. Ama sivrisinek problemi bana biraz garip geldi. Aramızda aşağı yukarı şöyle bir diyalog geçti:

– “Sivrisinek problemi ciddi bir problem değil mi?”

– “Neden?”

– “E, sinek gidip birinin kanını emecek, sonra başka birine gidip onun kanını da emecek. İlk adamda bir hastalık falan varsa, hastalığı taşımış olacak.”

– “Yok yok kuzeyde öyle bir problem olmaz.”

– “Neden?”

– “Çünkü sineğin bir kişiyi soktuktan sonra sokacak başka birini daha bulabilmesi için bayağı uçması gerek. Orada o kadar adam yaşamıyor.”

Bu bölgelere, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi, yaz da pek uğramıyor. Hattâ bununla ilgili şakalar yapıyorlar. Adamın biri komşusuyla konuşuyormuş. Adam demiş ki:

– “Bu yıl yaz çok güzel geçti.” Komşusu cevap vermiş:

– “Ben görmedim, o sırada patates almaya kilere inmiştim.”

Güneyde ise durum daha makul. Yılın büyük bölümü yağışlı ve yazın (temmuz ayında) ortalama hava sıcaklığı 24-25 derece (Celcius) civarında.

Ancak ülkenin kuzeyde olmasının tek etkisi soğuk değil. Kışın günler çok kısa yazınsa çok uzun oluyor (kutup dairesinin kuzeyinde beyaz geceler önemli turist çekim merkezlerinden birini oluşturuyor). Yazın gece yarısı güneşin altında bira içmek, tüm garipliğine karşın, o kadar sinir bozucu olmasa da kışın bir türlü doğmayan, sonra da şöyle bir görünüp kaçıveren güneş oldukça can sıkıcı. Öyle ki, Türkiye’de tipik kış hastalığı gripken kuzey ülkelerinin tipik kış hastalığı depresyon. Karanlık kış ayları boyunca kuzey insanlarının üstüne bir yorgunluk, bir sıkıntı çörekleniyor ki, sormayın gitsin (bkz. Seasonal Affective Disorder).

Mevsim değişikliğine bağlı bu geçici depresyon durumunun en bilinen tedavisi ışık terapisi. Kuzey ülkerinde günlük olarak tüketilen, Omega-3 bakımından zengin balık yağı da hastalığın üstesinden gelmek için Vikinglerin torunlarına güç veriyor olmalı.

Light Therapy

Işık terapisi, belli dalga boylarında ışık yayan kaynakların insan vücuduna (bilhassa gözlere) yöneltilmesiyle seanslar halinde yapılıyormuş, ama öyle İskandinavyalıların iki haftada bir terapiye gittiğini falan zannetmeyin. Her ne kadar ışık terapisi almak garip karşılanmasa da bu terapiyi alanların oranı oldukça düşük. Benim sorduğum kuzeyliler (İsveç, Norveç) içinde bu terapiyi almış olan da bu terapiyi almış birini tanıyan da yoktu en azından (sizin için araştırdım :)).

Hasılı kelam, özellikle kutup dairesi içine denk gelmiyorsanız, yaşantınıza biraz daha sıkıntılı da olsa devam edebiliyormuşsunuz. Ama yine de nasıl bir şey olduğunu çok merak ederseniz Stockholm’de Nordic Light Hotel’e uğrayıp geceliği 250 liradan başlayan fiyatlarla ışık terapisini deneyebilirsiniz. Para sizin, ben karışmam.

Fotoğraf: Paris Charles de Gaulle Havalimanı’ndaki ücretsiz ışık terapisi odası (kaynak).

Kaynaklar:

Read Full Post »

Norveç’in Türkiye’de popüler olan yanlarına değindikten sonra Norveç dillerinden başka dillere geçen kelimelerle kapatmıştık faslı. Norveçlilerin dünya dillerine armağan ettiği bir başka kelime de fiyort. Bu sözcükle Sait Faik’in bir cümlesinde karşılaşıp anlamını öğrenmek için sözlüğe bakacak olursanız şöyle bir tanımla karşılaşırsınız:

is. coğr. Fr. Norveç, İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturdukları dik yamaçlı, derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfez.

Biraz daha okursanız, bu fiyortların aşağı yukarı vadi gibi bir şey olduğu anlamı çıkar. Eğer “amaan, bir coğrafi şekilmiş işte,” deyip geçerseniz, büyük hata edersiniz. Sözlükte durduğu gibi durmaz fiyortlar. Norveç’in batı kıyısındaki oldukça “başarılı” fiyortlar Dünya Miras Listesi’nin en çok ziyaretçi çeken doğal varlıkları olarak biliniyor. Slartibartfast’ın övündüğü kadar var yani. “Gidin, görün,” diyeceğim, ama Eminönü’nden dolmuş kalkmıyor Bergen’e. Siz yine de gidin, görün.

Lysefjorden

Vikinglerin ülkesinde kuzeyde yaşayan Sami halkının dilini saymazsak iki resmi dil var: Nynorsk ve Bokmål. Nynorsk her ne kadar “Yeni Norveççe” anlamına geliyor olsa da, her şeyin yenisinin rağbet gördüğü dünyamızda pek o kadar kullanıcısı yok. “Kitap Dili” anlamına gelen Bokmål ülkede en çok konuşulan dil. Ülkenin her köşesine yayılmış çok çeşitli aksanlar Norveçlileri farklı seslere alıştırmış olmalı ki doğu komşusu İsveçlilerle ve güney komşusu Danimarkalılarla da anlaşabiliyorlar. Gerçi Danimarkalıların garip dillerinin Danimarka’da bile pek iyi anlaşılmadığı yönünde şakalar yapılıyor sürekli, ama İskandinavyalılar birbirlerini mükemmel olmasa da anlıyorlar.

Almanya'ya Giden İşçiler (Gilles Peress)

1970’lerde yapılan sondaj çalışmaları olumlu sonuç verince birden büyük bir zenginliğin üstüne oturan Norveç geçtiğimiz yıl Türkiye’den resmi ağızdan 100 bin vasıflı işçi talep edince Ankara’da bir binanın zemin katındaki ufacık Norveç Büyükelçiliği’nin telefonlarının kilitlendiğini, günlerini büyük ölçüde sessiz sakin geçirmeye alışmış Büyükelçilik çalışanlarının, her dakika “ben de gitmek istiyorum, nasıl gidebilirim?” sorularına muhatap olmaktan yaka silktiklerini de duyduk. Norveç tarihinin en düşük işsizlik oranına ulaştığı ve ciddi işgücü sıkıntısı çektiği bir dönemde, genç nüfuslu Türkiye’den “vasıflı işçi” talep ettiğinde İkinci Dünya Savaşı sonrasının Almanya’sına giden işçiler geldi hemen akla. Almanya’nın, yerle bir olmuş koca bir ülkeyi yeniden kurmak için, her türlü insana gereksinimi vardı belli ki. İstanbul’dan trene binenlerin Almanya’da davul zurnayla karşılanması ondandı elbet. Ama bugünün Norveç’inde “vasıflı işçi” denince kast edilen şey elbette 50’li yılların vasıfsız işçilerinden çok farklıydı. Norveç, önerinin yanlış anlaşıldığını (ve tabii Türkiye’nin kendisine yetecek kadar bile “vasıflı işçi”si olmadığını) fark edince açıklamayı geri almak zorunda kaldı. Buna herhalde en çok Norveç Ankara Büyükelçiliği çalışanları sevinmiştir.

Işık terapisi konusundaki soruyu unutmuş değilim, ama hem planladığım yazma sırasını bozmamak için, ama daha önemlisi, konuyla ilgili araştırma yapabilecek zamanı kazanmak için onu bir sonraki nota bırakıyorum.

Fotoğraflar:

  1. Lysefjorden’in Preikestolen’den görünüşü.
  2. Türk işçiler tren istasyonunda. (Münih, Almanya, 1973), Gilles Peress (kaynak)

Kaynaklar:

Read Full Post »

Anladığım kadarıyla Norveçli balıkçılar dünyada bir tek Türkiye’de ünlüler. 1995 verilerine göre ülke genelinde emek gücünün %4’ünü meşgul eden balıkçılık Norveçliler için, her ne kadar geçmişte (petrol bulunmadan önce) önemli bir geçim kaynağı olmuşsa da, bugün balıkçıların başka iş kollarında çalışanlardan, mesela çiftçilerden, önemli bir farkı yok. Ne var ki Türkiye’de Norveç denince akla gelen iki şey var: çok soğuk olduğu ve balıkçıları.

Belki Norveçli olduğu pek bilinmez, ama Türkiye’de Radyo Eksen’in çabasıyla azımsanamayacak bir üne kavuşan Helldorado vardır bir de. “A Drinking Song” parçaları 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Türk Milli Takımı’nın ezgisi olarak seçilen Helldorado’yu Norveç’te neredeyse kimse bilmiyor. Zaten grubun web sayfasındaki haberler ve ziyaretçi defteri bölümlerinde Türkiye’ye ayrılan yerin büyüklüğü bu durumu belgeliyor. Sitede 2006 Ocak’ından sonra yayımlanmış haberlerin hepsi bir şekilde Türkiye’yle ilgili. Onlar da Norveçli balıkçılar gibi Türkiye’de kendi ülkelerinde olduğundan daha popüler.

Norveç’le ilgili ünlü bir başka konu Avrupa Birliği ile ilgilidir. Avrupa Birliği’ne ilk başvurusunu Birleşik Krallık’la birlikte 1963’te yapan Norveç iki kez beklemeye alınır. 22 Ocak 1972’de tarafların üyelik görüşmelerini tamamlamasından sonra Norveç hükümeti aynı yılın 24-25 Eylül’ünde konuyu referanduma götürür. Referanduma katılanların yüzde 53.5’i “Hayır” oyu verince hükümet istifa eder. 1994’te tekrarlanan referandumda da durum değişmez: katılanların yüzde 52.2’si “Hayır” der. Avrupa Birliği ile pek çok karşılıklı anlaşma imzalamış olan ve 2005 rakamlarıyla her yıl birliğe 240 milyon Euro kaynak aktaran Norveç hâlâ AB üyesi değildir, ancak Schengen bölgesindedir.

7 Haziran 1905’te İsveç’ten ayrılıp bağımsızlığına kavuşmasından 1970’lerde dünyanın ikinci en büyük petrol rezervini bulana kadar dünya tarihinde çok göz önünde olmamış olan Norveç her iki dünya savaşında da tarafsız kalmayı tercih eder. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler sürpriz bir saldırıyla Norveç’i işgal ederek onların bu tavrına son verir. Nazi işbirlikçisi (Nasjonal Samling lideri) Vidkun Quisling iktidara geçmeye çalışsa da Naziler ona yalnızca ufak bir bürokratik görev verip yönetimde aktif rol alırlar. Quisling’den geriye bir tek bazı Avrupa dillerinde “vatan haini” anlamına gelen soyadı quisling kalır. Neyse ki Norveç’in dünya dillerine kazandırdığı tek kelime değildir quisling; özellikle kuzey bölgeleri yılın önemli bir bölümünde karla kaplı olan ülkenin dünya dillerine armağan ettiği diğer kelimelerin kış sporlarıyla ilgili olması şaşırtıcı olmasa gerek: ski (kayak), slalom ve bir kayak disiplini olan telemark bu kelimelerin en ünlülerinden.

Kaynaklar:

Read Full Post »