Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Gazete’

Hafta sonu paylaştığım Taraf yazarları RSS linki bayağı ilgiyle karşılandı. Böyle bir şeyin ihtiyacını hissediyordum ama bu denli kanayan bir yara olduğundan haberdar değildim. Yoksa bu zamana kadar beklemez, daha önce paylaşırdım elimdeki linkleri.

Bu postla başka gazetelerin köşe yazarlarının RSS linklerini de vereceğim. Bu köşe yazarları içinden istediklerimizi seçme işini de yakında yeni bir postla açıklayacağım (çoğunluk esas olarak onunla ilgileniyor, biliyorum).

Ek: Açık RSS projesiyle ilgili bilgi için şu posta bakabilirsiniz.

RSS Birgün Yazarları RSS

Evrensel Yazarları RSS

Habertürk Yazarları RSS

Hürriyet Yazarları RSS

Radikal Yazarları RSS

Referans Yazarları RSS

Sabah Yazarları RSS

Taraf Yazarları RSS

Vatan Yazarları RSS

Yeni Şafak Yazarları RSS

Zaman Yazarları RSS

Taraf Gazetesi Her Taraf Eki RSS

Önemli: Bu konudaki taleplerinizi lütfen Açık RSS proje sayfasına yönlendirin. Bu konuyla artık ilgilenmediğim için yeni RSS taleplerine cevap veremiyorum. Açık RSS yürütücülerinin yardımcı olacağını sanıyorum. RSS Taleplerinizi şuradan iletebilirsiniz.

Notlar:

  1. Bu RSS linklerinin özelliği yalnızca yazının ilk birkaç cümlesini değil bütün köşe yazısını getirmeleri.
  2. Bu RSS’lerin çoğunu ben takip etmiyorum ve sadece bir iki gün test edebildim. Bu nedenle bir sorunla karşılaşırsanız lütfen bu postun altına yorum olarak ekleyin.
  3. Hürriyet yazarlarını hazırlarken Latif Demirci ve Fatih Çekirge’de sorun çıktı, o nedenle söz konusu iki yazarın yazıları feede dahil değil. Zaman bulunca Latif Demirci’yle ilgili sorunu çözmeye çalışırım, ama Fatih Çekirge konusunda söz veremiyorum.
  4. Radikal yazarlarının yazıları gazete henüz bayilere dağıtılmaan RSS okuyucunuza düşerse sakın şaşırmayın. O da benim bir kıyağım olsun 😉
  5. Bu işlerin nasıl yapıldığını merak edenler şuradan Habertürk örneğini inceleyebilirler. Diğer gazeteler de aşağı yukarı aynı mantıkla RSS’e dönüştürülüyor.

Read Full Post »

Taraf Yazarları (RSS)

Taraf‘ın RSS feedlerinin ne kadar başarısız olduğunu kullanmayı deneyen herkes görmüştür. Bütün haberleri/ yorumları RSS üzerinden takip ettiğim için Taraf web sitesini hazırlayanların bu özensizliği canımı sıkmıştı. O nedenle Taraf‘ın sağladığı RSS feedlerini kullanmak yerine takip ettiğim yazarlar için kendi RSS feedlerimi oluşturmuştum. Sonra belki benim yaşadığım sorunu yaşayan ama çözemeyen başkaları da olabileceğini düşünerek daha kapsamlı bir şey yapmaya karar verdim: Bütün Taraf yazarları için bir RSS feed yarattım. Sizlerin de işine yarayabileceğini umarak paylaşıyorum:

Taraf Yazarları RSS rss

Ben, daha önce de söylediğim gibi, yalnızca bazı yazarları takip ettiğim için bu feedde sorun yaşarsanız bu postun altına yorum yaparak belirtin lütfen, ben de çözmeye çalışayım.

Bu feed yazıların yalnızca ilk birkaç cümlesini değil tamamını getiriyor. Bana öylesi daha kullanışlı geliyor.

Ek: Başka gazetelerin de RSS’lerini içeren posta şuradan ulaşabilirsiniz. Açık RSS projesiyle ilgili bilgi için şu posta bakabilirsiniz.

Read Full Post »

İktidar partisi içindeki kişisel ilişkiler artık öyle kötülemişti ki, işbirliği imkânsız hale gelmişti. Rauf’un cumhuriyetin ilanına tepkisi üzerine, o ve Refet partideki radikaller tarafından vatan haini sayıldılar ve hem meclisin hem de iktidar basınının (Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye ve İstanbul’da Cumhuriyet) sürekli saldırılarına hedef oldular. O sırada orduda görev yapmakta olan, onların görüşlerini paylaşan Ali Fuat (Cebesoy) ve Kâzım (Karabekir) gibi onlar da izlendiklerini, hatta mektuplarının açılıp okunduğunu fark ettiler ve Halk Fırkası’ndan ayrılmaya karar verdiler.

1924 yazında bir muhalefet partisi kurma hazırlıklarına başladılar. 26 Ekim’de Kâzım Karabekir Birinci Ordu müfettişliğinden ayrıldı. 30 Ekim’de de Ali Fuat (Cebesoy) İkinci Ordu müfettişliğinden istifa etti.

Mustafa Kemal’e göre, bu bir komployla karşı karşıya olduğunu anladığı zamandır. Aynı zamanda Millet Meclisi’nde milletvekili olan bütün subayların siyasetten ayrılmalarını emrederek bu duruma tepki gösterdi. Bütün subaylar bu emre itaat etti, yalnızca Cafer Tayyar (Eğilmez) ve Cevat (Çobanlı) bu kararın nedenini öğrenmek istedi ve derhal askerlik görevlerine son verildi. Böylece Mustafa Kemal, bir hamlede, meclisteki muhalefet ile ordunun bağlantısını kopardı ve ordunun kendisine bağlılığından emin olmuş oldu.

Muhalefet partisi Dahiliye Vekâleti’nden izin alındıktan sonra 17 Kasım 1924’te resmen kuruldu. Yeni partinin adı için değişik öneriler vardı. İstihlâs Fırkası ve Cezrî Cumhuriyet Fırkası üzerinde duruldu, ama sonunda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ismi seçildi. “Cumhuriyet” kelimesinin seçimi taktik bir hamleydi ve Halk Fırkası’nı bir hayli rahatsız etti, Halk Fırkası’nın adına “Cumhuriyet” kelimesinin eklenmesine neden oldu (Cumhuriyet Halk Fırkası).

CHF’den istifa dalgasıyla millî mücadelenin en önemli liderlerinin çoğu muhalefete katıldı. Bunlar arasında Ali Fuat (Cebesoy), Kâzım Karabekir, Refet (Bele), Rauf (Orbay), Cafer Tayyar (Eğilmez), Rüştü, Adnan (Adıvar), Mehmet Arif (1882-1926) (Mustafa Kemal’in eski yaveri) ve Bekir Sami bulunuyordu. İsmail Canbulat ve Ahmet Şükrü de yeni partiye katıldı. Yeni parti resmen cumhuriyeti desteklemeksine rağmen, programı CHF ilkelerinden ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ndan birtakım açık farklılıklar gösterir. Yeni partinin programındaki en çok göze çarpan noktalar, demokratik kontrol mekanizmalarının ve adem-i merkeziyetin vurgulanmassı, güçler ayrılığı, iki meclisli bir parlementer sistem ve dinsel inançlara saygı gösterilmesiydi. Programın 12. maddesi ilginçtir ve açıkça Mustafa Kemal’i hedeflemektedir. Bu maddeye göre, cumhurbaşkanı seçilen bir mebus meclisteki görevinden ayrılacaktı, böylece cumhurbaşkanı günlük parti siyasetinin dışında kalmaya zorlanacaktı. (s. 208-210)

Millî Mücadelede İttihatçılık, Erik Jan Zürcher, çev.: Nüzhet Salihoğlu, 2008, İstanbul: İletişim

Read Full Post »

Cumhuriyet ilan edildikten ve Mustafa Kemal cumhurbaşkanı seçildikten sonra bile, hâlâ halife bir güç odağı oluşturabiliyordu. Mustafa Kemal bunu görmezlikten gelmemeye karar verdi ve halifeliği kaldırmaya hazırlandı. İki yıl önce yalnıca dinsel yetkileri olan bir halife fikrini kendisi ortaya attığı halde, şimdi bu fikri mecliste alay konusu yaptı.
Mustafa Kemal’e harekete geçme fırsatı veren gene bir çeşit yabancı müdahale oldu. İki Hint Müslüman, Emir Ali ve Ağa Han, Başvekil İsmet’e (İnönü) yalnızca dinsel yetkileri olan bir halifenin İslâm dünyasında daha çok saygı uyandıracağını belirttikleri ve Türk hükümetinden halifenin daha önemli bir rol oynamasına imkân sağlamasını istedikleri bir mektup yazdılar. Mektup daha Ankara’ya bile ulaşmadan, İstanbul basınında yayınlandı ve hükümeti destekleyen gazetelerce Türkiye’nin içişlerine müdahale olarak gösterildi. Mustafa Kemal de 3 Mart 1924’te halifeliğin kaldırılmasına ilişkin bir önerge verdi. Bu önerge kabul edildi. (s. 208)
Millî Mücadelede İttihatçılık, Erik Jan Zürcher, çev.: Nüzhet Salihoğlu, 2008, İstanbul: İletişim

Read Full Post »

Fedora Şapkalı Adam Şapka Kanunu çıkarıldıktan sonra şapkanın dinen caiz olduğuna dair hutbeler okutuluyor, çeşitli yayınlarla şapkanın yararları anlatılmaya çalışılıyor. Halkta şapkaya karşı yerleşmiş bulunan önyargılar değiştirilmeye, özellikle işin dinî boyutu ele alınmaya uğraşılıyor (bkz. s. 62). Bütün tepkiler, doğal olarak, olumlu olmuyor. İlk tepki bir milletvekilinden, Nurettin Paşa’dan geliyor (bkz. s. 89). Cumhuriyet gazetesine göre;

Nurettin Paşa Mecliste hiç ağzını açmayan, varlığı neredeyse unutulacak bir milletvekiliyken, birden ortaya çıkması, şapka aleyhinde takrir vermesi memleketin bazı yerlerinde korkudan sinmiş, uyumuş olan irtica ile bilenenleri canlandırmış, ayaklandırmış, irtica hareketlerini körüklemişti. Gazete, daha da ileri giderek böyle bir kişinin milletin duygularına tercüman olan Millet Meclisinde değil de, İstiklal Mahkemesinde veya zindanda olması gerektiğini söyleyerek, “Şapkayı değil fesi, inkılâbı değil irticayı, ilerlemeyi değil yerinde saymayı” savunan Nurettin Paşa’yı bu milleti temsile layık bulmuyordu. (s. 89)

Cumhuriyet gazetesinin o yıllardan bugüne dek sürdürmekte beis görmediği embedded gazeteciliğinin güzel bir örneği değil mi bu satırlar?

İskilipli Atıf Hoca’nın şapka kanununun kabulünden bir buçuk yıl önce yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı broşüründen dolayı İstiklâl Mahkemelerinde yargılanıp asılmasından (kitaptan beraat ediyor ama kelleyi kurtaramıyor) başka halkın bu değişikliği hazmetmesi de kolay olmamıştır.

Hükümetin tepesinden gelen giyim-kuşamda yenileşme hareketiyle, halkta da bir takım kıpırdanmalar oldu. Ankara’ya, Valiliklere protesto telgrafları gönderen, hatta istifasını veren memurlara rastlandı. Halkı şapka giymek konusunda, ikna edebilmek için kendi iradesiyle giymeyenlere zorla kabul ettirme yolu izlendi. Kentlere polis köylere de jandarma gönderilerek sokaklarda fes giymiş insanların başlarındaki fesler toplatıldı. Fesi giymekte ısrar edenler cezalandırıldı ya da hapse atıldı. Hatta pazara gelen köylülerin fesleri kafalarından çekilip alındı. Köylüler buna karşı koymalarına rağmen evlerine başı açık dönmemek için yüksek fiyatlara şapka almak zorunda kaldılar. Çünkü başın açık olması düsüncesini utanç verici bir durum olarak değerlendiriyorlardı. (s. 97)

Aktarıldığına göre, Mete Tunçay, şapka inkılabına yönelik tepkilerin İstiklâl Mahkemeleri tarafından sindirilmesi üzerine, gerçekten fese göre daha pahalı olduğu halde kimsede şapkanın pahalı olduğunu söyleyebilecek hâl kalmadığını, çünkü artık sorunun fesi ya da şapkayı değil, onlardan birinin giyileceği kafayı yerinde tutabilmek olduğuna vurgu yapıyor (bkz. s. 100). Bu dönemde sinmek zorunda kalan tepkiler 1950’lerde ortamın biraz yumuşaması üzerine yeniden ortaya çıkacaktı.Serpuş Meselesi

Kaynaklar:

  • Cumhuriyet Döneminde Şapka Devrimi ve Tepkiler, Kamuran Özdemir, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007, Eskişehir

 

Fotoğraf:

Fedora şapkalı bir adam gazete okurken, Fotoğrafçı: Ralph Morse, 24 Şubat 1958, Life (kaynak)

Read Full Post »

Panama Şapkası “Pekiyi” bildiğimiz gibi şapka konusundaki değişikliğin ilk işareti Mustafa Kemal’in Kastamonu seyahati (23 Ağustos – 3 Eylül 1925) sırasında verilmiştir. Şapka kanunu bu geziden yaklaşık 3 ay sonra çıkarılmıştır. Şimdiye kadarki alıntılarda gördüğümüz gibi Osmanlı’nın son yıllarında aydın zümre şapka konusunda bir kafa karşıklığı yaşıyor. Tezde, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının geziden önceki akşam şapka konusunu masaya yatırdıkları aktarılıyor (bkz. s. 44). Bu konuda Mustafa Kemal dahil çok sayıda kişinin oldukça temkinli oldukları görülüyor. Ulema tarafından dinin sembollerinden biri olarak görülen fesin atılıp yerine şapkanın getirilmesinin yol açabileceği infial şapkadan yana olanları ürkütüyor olmalı. Halkın gündelik yaşamına doğrıdan müdahale etmeyi öngören böylesi bir adım kurulmakta olan yeni devletin halk üzerindeki gücünü test etmek açısından elverişli, bir o kadar da riskli görülmüş olmalı.

Mustafa Kemal’in Kastamonu’ya gelişinde ve karşılanması sırasında ilk defa “Panama Şapkası ile görünmesi, halkı başı açık selamlaması üzerine, o sırada Kastamonu Valisi olarak görev yapan Kıbrıslı Fatin Bey ile Kastamonu milletvekili Mehmet ve Ali Rıza Beyler ile bir kısım Kastamonulular, bazı memur ve adliyeciler bunu bir işaret sayarak alelacele terzilere beyaz renkte kumaştan şapkaya benzeyen başlıklar yaptırarak giydiler. (s. 45)

Konu bu dönüşüme yönelik tepkilere gelince işler biraz karışıyor. Zaten öteden beri şapka kullanmaktan yana olanların olayı sevinçle karşıladığını kestirmek güç değil. Yukarıdaki alıntıdan anlaşıldığı üzere şakşakçılar da konu üzerine hiç düşünmemeyi tercih etmişler. Nitekim iki gün sonra Mustafa Kemal Kastamonu’ya geri döndüğünde bütün erkânı şapkalı bulur (bkz. s. 47). Gerek tezde, gerekse genel olarak Kemalist literatürde tepkilerle ilgili ciddi bir tutarsızlık vardır. Şu paragrafa bakalım:

Bu geziden de anlaşılacağı gibi sosyal alanda yapılan bir hareket topluma benimsetilerek uygulandığı için, zor kullanma yoluna gidilmemişti. Devrimin uygulanıp uygulanmaması toplumun vicdanına bırakılmıştı. Gerek Şapka Devrimi, gerekse kendinden sonra yapılacak sosyal devrimlerde uygulama, kanun beklemeden gerçekleşmişti. Halk, kanun nerede diye sormadan, yaptırıma gerek duyulmadan benimsemiş ve uygulamıştı. Toplumun benimsediği hedeflerin karşısına çıkmak isteyenler zorla, baskı ile, şiddetle de olsa yola getirilmişlerdi. (s. 49)

Şapka kanunu çıkar çıkmaz köprünün iki başı ile anayol kavşaklarına yerleştirilen polisler fesleri ve feslileri toplamaya başladılar. (s. 60)

Önce devrimlerin halk tarafından hemencecik, hiçbir baskıya gerek kalmadan benimsendiğini söyleyip ardından tepki gösterenlerin şiddetle bastırıldığını eklemek ne yaman bir çelişkidir?

İşin ilginç yanı, şapka giyilmeye bir şekilde karar verilmiş olmasına karşın giyilen şeye “şapka” demek konusunda hâlâ isteksiz olunması:

Mustafa Kemal’in işareti üzerine şapka konusu gazetelerde de yankı buldu. Birçok gazete “Şemssiperli Serpuş”u çeşitli adlar altında işlediler. Şapka diyebilme konusunda gazeteler ve gazeteciler zorlandığı için birçok yeni kelime icad edildi. Ancak Mustafa Kemal, bu başlığın adının “Şapka” olduğunu belirtmesi üzerine bu konudaki sıkıntılarda giderildi. (s. 60, yazım yanlışları yazara aittir).

Herhalde gazeteciler “Biz nasıl da akıl edemedik, bu yeni kelimeyi hemen, kendiliğimizden benimseyelim” diye düşünmüşlerdir.

Serpuş Meselesi

Kaynaklar:

  • Cumhuriyet Döneminde Şapka Devrimi ve Tepkiler, Kamuran Özdemir, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007, Eskişehir
  • “Şapka ve Kıyafet Kanunu”, Vikipedi

Fotoğraf:

Harry Truman için Stetson tarafından üretilmiş bir Panama Şapkası (kaynak)

Read Full Post »

Jack Benny: Mağara Adamı Günlerdir düşünüp duruyorum: bizim medya Genelkurmay Başkanına neden mağara adamı muamelesi yapıyor acaba? 14 Nisan’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı konuşmanın boncuk arama faslı yeni bitmişti ki bu sefer de 29 Nisan konuşması girdi gündeme. 1 Mayıs ve kabine değişikliği gibi başka önemli gündem maddeleri olmasa bir açıklamanın ne kadar sündürülebileceği konusunda benzersiz bir örnek daha sergileyecekti “apoletli medya”mız.

Kalemşorlarımızın, bu açıklamaları, bir bebeğin ilk birkaç kelimesini heyecanla karşılayan ebeveynleri gibi şefkatle, dünyaya bakışımızı dönüştüren bir düşünürün tilmizleri gibi dikkatle, çoktan yeryüzünden silinmiş bir canlı türünün kalıntılarını bulmuş bilim adamları gibi coşkuyla karşılamasını bir yerde anlıyorum. Türkiye’de tarihi –ve aslında her şeyi- dondurmaya çalışan, işine gelmeyeni görmezden gelmek, görenleri cezalandırmaya çalışmak konusunda öncülük eden kurumun en üst düzey yetkilisinin, iğne deliğinden bir şeyler gördüğünü ilan ettiği açıklamalarının tarihsel bir önemi olduğu doğru. Ama bu, o açıklamaların, bir bebeğin ilk birkaç kelimesi kadar naive olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Çelişkilerle dolu bu açıklamaların (ve tavrın) şimdiye dek okuduğum en güzel eleştirisini “Hukuk Devletinin Genel Kurmay Başkanı” yazısıyla Ragıp Duran yapmış. Paylaşmadan edemedim.

Duran’ın “Apoletli Medya” başlıklı blogu medya eleştirisi konusunda zihin açıcı yazılarla dolu. Mesela, medya eleştirisinin sağlıklı olabilmesi için bağımsız olması gerektiğini söylüyor. Duran’la ilk tanışmam Serge Halimi’nin Fransız medyasını derinlemesine eleştirdiği kitabı Düzenin Yeni Bekçileri’nin Türkçe baskısına yazdığı önsöze dayanıyor. O uzun önsöz, bana göre kitabın kendisinden daha etkileyiciydi. Türkiye’de medyanın askerle, parayla, mafyayla, MİT’le ilişkisi hâlâ bakir sayılabilecek bir araştırma alanı. Ragıp Duran da bu alanı inatla gündeme getiren, çarpıklıkları eleştiren, görmezden gelineni gösteren tecrübeli ve çalışkan bir gazeteci.

Fotoğraf: Komedyen Jack Benny, TV şovu “The Jack Benny Show”un bir sahnesinde mağara adamı kıyafetiyle ilkel bir keman çalarken. Fotoğrafçı: Allan Grant, 10 Ekim 1962, Life (kaynak)

Read Full Post »

Older Posts »