Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Ekonomi’

Çevreye duyarlı olmaktan bahsedilince aklına yere çöp atmamak gelen birileri hâlâ var mıdır acaba? Kim bilir kaç nesil, doğanın yere çöp atanlar bu huylarından vazgeçtiklerinde kurtulacağı, kendini yenileyeceği öğretilerek yetiştirildi. Bugün küresel ısınma denen bir bölüm sonu canavarı karşımıza çıkınca çevresel yıkımın boyutlarını anlamakta güçlük çekmemiz olağan. Halbuki çöpleri yere de atmamıştık!

Anne Leonard, bu konuda etkili bir bilgilendirme filmi hazırlamış: The Story of Stuff with Anne Leonard. O hızlı hızlı konuşup filmi mümkün olduğunda kısa tutmaya çalışırken bir animasyon da onun söylediklerini gözümüzde canlandırmamıza yardımcı oluyor. Çevresel yıkıma neden olan endüstriyel atıkların nasıl hızla birikip kontrolden çıktığını, çevre bilinci dolayısıyla kalbur üstü ülkelerde üretim yapamayan fabrikaların nasıl çevresel tahribata izin veren yoksul ülkelere taşındığını başarıyla özetliyor. Sayfa içeriği pek çok dile çevrilmiş; ne yazık ki Türkçe bu dillerden biri değil. Tabii çevresel yıkım hakkında Türkçe bilgi vermeyi, duyarlılık oluşturmayı amaçlayan pek çok sivil toplum örgütü var. Konuyla ilgili hassasiyetleri olanların oralardan da edinebileceği bazı ipuçlarını Story of Stuff’tan özetleyerek aktarayım.

Endüstriyel kirlilik

Bu konuda bize düşen, elimizin altındaki kaynakları, bu kaynak ne olursa olsun ekonomik biçimde kullanmak. Elektrik, su, benzin, kağıt havlu, poşet vb. ne olursa olsun ihtyiyacımızdan fazlasını kullanmamaya, yeniden kullanabileceklerimizi bir kere kullandıktan sonra atmak yerine temizleip yeniden kullanmaya çalışmak anahtar rolde. İşte ipuçları:

  1. Daha az enerji kullanın: Daha az seyahat edin, yetiştirilmesi için daha az enerji kullanılan yerel ve mevsimlik gıdaları turfanda meyve sebzeye tercih edin, tatillerinizi bulunduğunuz yere yakın yerlerde geçirin (daha az seyahat), yeni şeyler almadan önce kullanılmış şeyler almaya ya da ihtiyaçlarınızı ödünç alarak gidermeye çalışın. Kombiyi (ya da ısıtıcııyı) daha da açmak yerine sıcak tutacak giysiler giyin. Evinize güneş enerjili ısıtma sistemi kurabilirseniz dadından yinmez.
  2. Daha az çöp üretin: Elinizdeki kaynakları tüm yönleriyle kullanmaya çalışın. Bir kağıdın iki tarafını da kullanın, iş yerinde kağıt bardak kullanmak yerine bir fincan kullanın, alışverişleriniz için yanınızda çanta bulundurun, yeni yazıcı kartuşları almak yerine kartuşları doldurmayı deneyin, tamir edilebilecek durumdaki alet edevatın yenisini almayın vb.
  3. Başkalarına da söyleyin: Etrafınızdaki insanlara bu konuda bilgi vermeye, onlarda duyarlılık oluşturmaya çalışın. Okulunuzda, iş yerinizde konuyla ilgili sunumlar yapın vb. (Bu blog notunun amacı da bu zaten.)
  4. Sesinizi duyurun: Yerel basına yazılar yazarak, gazetelere mektuplar göndererek konunun medyanın gündeminde olmasını sağlamaya çalışın. Özellikle yerel basın okurla iletişime önem verdiğinden bu konuda adımlar atmak görece kolay olacaktır.
  5. Zehirden uzak durun: Evimizde, işyerimizde kullandığımız pek çok şey biz bilmesek de zehirli (toksik) madde içeriyor. Avrupa Birliği ülkeleri bu konuda kısıtlamalar getirerek bu maddelerin ürünlerden çıkarılmasını sağladı. Meselâ kozmetik ürünlerindeki zehirli maddelerin neler olduğunu Skin Deep’ten öğrenebilirsiniz. Hükümetin bu konuda önlemler alması için çalışma yapan gruplara katılarak, onlara destek verin.
  6. Daha az TV izleyin: Türkiye, televizyon izlenme oranının çok yüksek olduğu bir ülke. Televizyonu kapatarak hem enerji tasarrufu sağlayabilirsiniz, hem de kendinize ve çevrenizdekilere ayıracak daha fazla zamanınız olur. Bu zamanın bir kısmını da topluma yararlı etkinliklerde kullanabilirsiniz.
  7. Arabanızı park edin: Araba merkezli yaşam daha fazla gaz salınımına neden olduğundan sera etkisinin artmasına neden oluyor. Üstüne üstlük fosil yakıt (petrol, doğal gaz, tezek vb.) tüketimini de artırıyor. Bu nedenle arabaya olan bağımlılığınızı azaltmaya çalışın. Kısa ve orta mesafeleri yürüyerek ya da bisikletle kat edin. Toplu taşıma araçlarını olabildiğince çok kullanmaya çalışın.
  8. Ampüllerinizi değiştirin: Enerji tasarrufu sağlayan ampüller hem yüzde 75’e kadar daha az enerji harcıyor hem de 10 kata kadar daha uzun ömürlü. Ampüllerinizi değiştirerek bütçenizi de rahatlatmış olacaksınız.
  9. Geri dönüştürün: Atıklarınızı mümkün olduğunda geri dönüştürmeye çalışın. Kağıt ve cam atıklarınızı çöpe değil onlar için mahallelere konmaya başlanan kutulara atın. Pillerinizi ve elektronik eşyalarınızı nasıl geri dönüştürebileceğinizi araştırıp çevreye zarar vermeyecek yöntemleri kullanmayı deneyin.
  10. Daha az alışveriş yapın: Satın şeylerin üretilmesi için doğanın kaynakları acımasız denebileck ölçüde çok kullanılıyor. Evimizde oluşan her bir çöp kovası dolusu atığa karşın, bizim o tükettiklerimizi üreten endüstri yetmiş çöp kovası atığı doğaya bırakıyor. Biz ne kadar çok şey satın alırsak doğa o kadar çok kirleniyor. Dolayısıyla, ihtiyacınız olmayan şeyleri almayın, ihtiyacınız olanları da minimal düzeyde tüketmeye çalışın.

Bu ipuçlarının “yere çöp atmak kötüdür, yapmayın, yapanları uyarın” demekten öte bir anlamı yok aslında. Evet, yere çöp atmamak gerekir, ama bu tek başına hiçbir sorunu çözmez. Bu ekolojik felakete karşı ne yapabileceğimizden habersiz bekleşmek yerine konuya odaklanan sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına katılalım. İnsanlığın sürüklendiği çaresizliğe karşı uyarmak yine insanlığa düşüyor.

Story of Stuff’tan aktarılan ipuçları bu sayfadan. Resim, videodan ekran çıktısı.

Read Full Post »

Bakmayın, biz “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diye biliriz ama lafın aslı biraz değişiktir. Hikâyeye göre, etkisiz ve saf olduğu rivayet edilen XVI. Louis’in yerine ülke yönetimini ele alan Marie Antoinette ekonomiyi batırıp Madame Déficit (Madam Bütçe Açığı) lâkabını alınca, kendisine ülkedeki ekmek kıtlığı hatırlatılır. O da “qu’ils mangent de la brioche,” deyiverir. Brioche, bolca yumurta ve tereyağı kullanılarak yapılan zengin işi bir tür ekmektir.

Still life with Brioche, Jean-Baptiste Siméon Chardin

Söz, İngilizceye “Let them eat cake” diye çevrilmiş. Türkçedekine çok benziyor. Zaten her ne kadar çeviri, sözün orijinalindeki nüansı es geçiyor gibi görünse de yöneticilerle halk arasındaki derin uçurumu yansıtması bakımından (çeviribilim açısından hiçbir önemi olmayan) benim kanaatime göre yerindedir.

Gelgelelim meseleyi biraz daha kurcalayınca işler değişiyor. Öncelikle bu sözün Marie Antoinette tarafından söylenmiş olduğuna dair kuşkular olduğunu fark ediyoruz. Gördüğüm kaynaklarda özellikle Jean Jacques Rousseau’nun 12 ciltlik İtiraflar’ının 1767’da yayımlanan altıncı cildine gönderme yapılıyor. Bir şeyler yemeden içki içemeyen Roussaeau, içkinin yanında yemek için ekmek temin ederken yaşadığı sıkıntıları anlattığı bölümde bir prensesin söylediği şu sözü hatırlatıyor: “Ekmek bulamıyorlarsa hamur işi yesinler.” Marie Antoinette ise 1770 yılında, Fransız Devrimi arifesinde tahta çıkıyor.

Bir yoruma göre de sözü söyleyen Antoinette olsa da, aslında kastettiği şey bambaşka bir şey. Söz konusu dönemde Fransa’da ciddi bir un kıtlığı yaşanıyor. Ekmek fırınlarının halkın büyük çoğunluğu tarafından satın alınan basit ekmeği üretmekten vazgeçip kaliteli ekmeklerden yüksek kâr elde etmelerini engellemek için monarşi ekmek fiyatları üzerinde sıkı bir denetim kuruyor. Kaliteli ekmeğin fiyatını da basit ekmeğe yakın bir seviyeye çekiyor. Un kıtlığı Antoinette’e haber verildiğinde o da bir çözüm olarak daha az unun kullanıldığı briocheun fiyatını basit ekmekle eşitlemeyi öneriyor. Bu iddiaya göre Antoinette sorunu çözmek için çaba sarf ediyor aslında.

Bu tarihsel olasılıkların hiçbiri sözün bugün kazanmış olduğu anlamı değiştirmiyor. Dost meclislerinde “işin aslı öyle değil,” diye başlayıp aferin almak mümkün tabii, ama ekmeğini taştan çıkaranlarla ekmek elden su gölden yaşayanlar arasındaki tarihî mücadeleyi ifade eden bu söz uzun süre, en azından ekmek temel gıda maddesi olma vasfını koruduğu sürece, bu semalarda tınlayacak gibi görünüyor.

Resim: Still Life With Brioche, Jean-Baptiste Siméon Chardin, 1763 (kaynak)

Kaynaklar:

Read Full Post »

Yaşamakta olduğumuz küresel ölçekli ekonomik krizi değerlendirenler bugünün ekonomik verileri kadar, belki onlardan daha çok, bundan 80 yıl önce dünya ekonomisinin üstünden silindir gibi geçen Büyük Buhran’ın verilerini, o dönemdeki ekonomik eğilimleri inceleme ihtiyacı hissediyorlar. Piyasaların değişik yönelimlerini yansıtan bugünkü grafikler 1929 yılının benzer grafikleriyle yan yana, alt alta sunuluyorlar meraklı okurun ilgisine. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu söyleyen kadim bilgelikten alınan gücü yine onu tahkim etmek için kullanmanın verdiği bir güven olmalı bunun ardındaki neden. Bunu, tarihten ders alınması olarak da anlayabiliriz, tarihten ders alınmadığının saptanması olarak da.

Mesela Ergin Yıldızoğlu’nun blogunda paylaştığı şu grafik tek başına çok şey söylüyordu:

Ekonominin öğrenmesi güç lisanı çoğu zaman çekici gelmese de böyle bir grafik gördüğümde durup düşünüyorum. Ekonomi terimleriyle düşünemiyorum elbette, ama yakın geleceğin pek de parlak olmadığını, bu ekonomik krizin pek öyle yenilir yutulur olmadığını anlayabiliyorum. Bu grafik tam da tarihin tekerrür edişini belgelediği için çarpıcı.

Sonuçta, konu ekonomi de olsa dönüp dolaşıp tarihe geliyor. Tarihten ders alma, tarihin bilgisini bugün için kullanmanın zorunluluğu bütün insanlığı tarihine sıkı sıkıya bağlıyor. Yeter ki o tarihi tahrif etmek için insanüstü bir çaba göstermeyelim.

Ne okuyorum: Tarih Üzerine, Eric Hobsbawm, çev.: Osman Akınhay, 1999, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara

Tarih Üzerine

Read Full Post »