Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Eğitim’

Mme Matisse

Madame Matisse

Resime, müziğe yetenekli biri değilim. Ortaokul yıllarında en çok sıkıntı çektiğim dersler de bu ikisyidi (pardon, bir de Almanca vardı). Müzik öğretmenimiz çok anlayışlı birisiydi de o sıkıntılarım karabasana dönüşmedi. Ama resim öğretmenimiz için aynısını söyleyemem. Resim derslerinin kabızlığına bir de o devasa boyutlardaki resim çantalarını taşıma sıkıntısı eklenince çileden çıkıyordum. Resme yetenekli pek çok arkadaşım vardı. Bazıları öyle güzel şeyler yapıyordu ki gerçekten onların yaptığına inanamıyordum. Bazısı da başkalarına yaptırıyordu zaten.

Belirli günler ve haftalar çizgisinde ilerleyen konular da bizi iyice canımızdan bezdirmişti. Arada sırada perspektif gibi şeylerin anlatıldığını hatırlıyorum, ama bendeki yeteneksizliğin hiçbir eğitimle giderilemeyeceğini anlamam uzun sürmemişti.

Gel zaman git zaman, bir hafta hoca portre ödevi verdi. Sınıftaki orantısız çalışmalar hiçbir şeye benzemiyordu. Ben de işi ciddiye almış olmalıyım ki eve gittiğimde kopya edecek bir portre resmi aramıştım. Yardımıma yine mütevazı kitaplığımız yetişmişti. Resimle ilgili iki kitap vardı. Bu kitapların o kitaplığa girişinin hüzünlü hikâyesini çok sonra öğrenecektim. Resim tekniğini açıklamalı örneklerle anlatan kitaplardan birinde portre de ayrıntılıı biçimde anlatılıyordu. Örnek de şu yukarıdaki resimdi.

O kadar çaresiz durumdaydım ki suratının yarısı yeşil yarısı sarı olan bu kadıncağızı kitapta anlatıldığı gibi kopya etmeye karar verdim. Kağıdın nasıl bölüneceği, kılavuz çizgilerin nasıl çizileceği, vb. güzelce anlatılıyordu. Uzun uğraşlar sonunda resmi tamamlamış, renkleri değiştirmeye cesaret edemediğimden yeşil renkli pastel boyayı iyice hırpalamıştım. İşin güzel yanı arka plandaki renkler sayesinde kağıdın her noktasını renklerle doldurabilmiş olmamdı. Resim öğretmeni, nedense bu konuda çok titizdi. Kağıdın her noktası boyanmış olmalıydı.

Kitapta anlatılanlara göre bayağı iyi bir iş çıkarmıştım, ama insana benzediği biraz süpheli olan bu portrenin hoca tarafından nasıl karşılanacağını bilemiyordum. Ödevleri teslim ettik. Bir hafta sonra hoca 5 aldığımı açıkladı (bizim zamanımızda en yüksek nottu). Ama resimler üzerine verdiği notun ötesinde bir şey söyleme alışkanlığı olmadığından ben, şaşkınlıkla karışık bir gurur duygusuyla resmimi geri almıştım. Bu kadının ve onu böyle tuhaf biçimde resmeden adamın kim olduğunu (ve dolayısıyla neden 5 aldığımı) öğrenmem üniversite yıllarını bulacaktı.

Şimdi Kopenhag’daki Devlet Sanat Müzesi’nde (Statens Museum for Kunst) sergilenen Mme Matisse’i bu kadar sevmemin tek nedeni resme yeteneksiz o gence bir zamanlar yaptığı kıyaktır. Çok yaşa Matisse!

Resim: Mme Matisse (Yeşil Çizgi), Henri Matisse, 1905 (kaynak)

Reklamlar

Read Full Post »

Sultan Abdülmecid de (1839-1861) 1845’te hem dini, hem de dünyevi (teknik-fen ve bilimsel) alanlarda bilgiye ihtiyaç olduğunu vurguluordu. Sultan, hemen ardından alimlerden, bürokratlardan ve yüksek rütbeli subaylardan oluşan Meclîs-i Maârif-i Muvakkat’in kurulduğunu ilan etmişti. Bu meclisin hedefleri arasında İslami sıbyan okullarının yeniden yapılandırılması, rüşdiyelerin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve bir yüksek okulun kurulması yer alıyordu. Bunun dışında 1851’de Academié Française örneğinden yola çıkılarak, ders kitaplarının hazırlanması, yayınlanması ve bilimsel eserlerin tercüme edilmesi için bilimsel bir akademi olan Encümen-i Daniş kuruldu. Ayrıca yeni eğitim sistemini desteklemek amacıyla Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye ve Tercüme Cemiyeti gibi başka bilimsel kurumlar da oluşturuldu. Kırım Savaşı’ndan sonra her türlü yeni okulun kurulması yönünde bir tazyik oluştu. Fakat bu ağırlıklı olarak subayların ve devlet memurlarının eğitimlerine yaradı ve halkın daha geniş kesimlerine eğitim olanağı tanımaktan yoksun bir deneme olarak kaldı. s. 77-78

Jöntürk Modernizmi ve “Alman Ruhu” (1908-1918 Dönemi Türk-Alman İlişkileri ve Eğitim), Mustafa Gencer, 2003, İstanbul: İletişim Yayınları

Read Full Post »

Evrimi Anlamak

Darwin Üniversite yıllarında, o dönemde hızla yaygınlaşan “Evrim Aldatmacası” propagandasına karşı evrim konulu ufak bir çalışma grubu oluşturmuş, konuyla ilgili bir de sunum hazırlamıştık. O yaz gerçekleşecek bir gençlik kampında yapmayı düşündüğümüz sunumu hem prova etmek hem de içeriğini daha çok sayıda insanla paylaşmak üzere Ankara’da da küçük çaplı bir toplantıyla paylaşmıştık. Sorular faslında, ilk baştaki utangaç sessizlikten sonra bir arkadaş şöyle sormuştu: “Dinciler her yerde evrime karşı propaganda yapıyorlar, siz ne yapıyorsunuz?” Benim alaylı ilk yanıtım “Gülüp geçiyoruz!” olmuştu, ancak bu yanıtın sorunun aslında uzanmak istediği bütün alanlara çok da iyi dokunamadığı açıktı. Soru, hem bu konudaki eksikliğe yönelik bir eleştiriydi hem de “ne yapabiliriz?” sorusuna bağlanıyordu.

O gün, hazırlıksız yakalanmıştık. “Yaratılış Teorisi”ne yer veren bijoloji kitaplarının olduğu eğitim sistemiyle, her koldan bilime karşı yürütülen etkili kampanyalarıyla her geçen gün hurafenin kucağına daha fazla düşen bir ülke dolusu insana bilimi götürmekte geç kalmıştık. Tübitak’ın 1993 yılında yayımlanmaya başlayan Popüler Bilim Kitapları dışında pek az kaynak aslında pek de karmaşık olmayan evrim kuramına layıkıyla eğilme ihtiyacı hissediyordu. Aradan geçen zaman içinde, özellikle Internet’in yayıngılaşması sayesinde, büyük paralar harcamadan bu konuda bilgilendirme kampanyaları düzenlemek daha da kolaylaştı. Darwin’in doğumunun 200. yılında bu alana önemli bir Türkçe katkıda bulunan Evrim Çalışkanları’nı Evrimi Anlamak sayfası dolayısıyla kutlamak ve bizim o gün yanıtlayamadığımız sorunun yanıtlanmasında bir adım attıkları için onlara kendi adıma teşekkür etmek istiyorum.

Fotoğraf: Julia Margaret Cameron tarafından çekilmiş Darwin portresi. (Kaynak)

Read Full Post »

Gerçekten muazzam toprak kayıplarına neden olan 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından yaşanan diplomasi trafiği, “Doğu Sorunu”nun özünü kusursuz bir şekilde ortaya koyar. Görüşmelerin ilk turunda Rusya, Osmanlılar’ı Balkanlar’da, Ege Denizi’ne kadar uzanan devâsâ bir Rusya’ya bağlı kukla devletleri bölgesi yaratan Ayastafenos Antlaşması’nı imzalamaya zorladı. Böyle bir çözüm, Rus tahakküm ve nüfuz alanını muazzam ölçüde genişletecek ve Avrupa’daki güç dengelerini yerle bir edecekti. Dolayısıyla, devrin muhtemelen en önde gelen siyasetçisi olan Alman Şansölyesi von Bismarck, kendisini sadece barış isteyen, Almanya için hiçbir toprak üstünlüğü peşinde olmayan “dürüst bir aracı” ilan ederek, Büyük Devletleri Berlin’de topladı. Burada toplanan diplomatlar, Rusların kazanımlarının çoğunu ortadan kaldırarak Osmanlı topraklarını, büyük bir eşya piyangosunu ödülleri gibi dağıttılar. Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız birer devler oldu; bu, hiç kuşkusuz, yıllardır yaşanan ayrılma gerçeğinin resmen tanınması demekti, ancak ne olursa olsun bu topraklar resmen kaybedilmiş oluyordu. Bosna ve Hersek fiilen kaybedilmişti, fakat 1908’de Avusturya-Macaristan tarafından ilhak edilerek Osmanlılardan nihaî olarak kopana kadar, buralar Habsburgların idaresinde, ama kağıt üzerinde Osmanlı toprağı olarak kaldı. Ayastefanos Antlaşması’nın büyük Bulgaristan’ı küçültüldü. Bu toprakların üçte biri bağımsız bir devlet oldu, diğer kısmı sınırlı ve belirsiz bir Osmanlı kontrolünde kaldı. Romanya ile Rusya, aralarındaki toprak anlaşmazlıklarını çözdüler, Romanya Tuna’nın ağzındaki Dobruca Körfezi’ni aldı, karşılığında Güney Besarabya’yı Rusya’ya bıraktı. Diğer koşullar Doğu Anadolu’nun bazı parçalarının Rusya’ya ve Kıbrıs’ın -Süveyş Kanalı’nı ve hayatî önem taşıyan Hindistan yolunu koruma açısından âdeta savaş gemisi niteliği taşıyan büyük bir ada- İngiltere’ye bırakılmasını içeriyordu. Fransa’ya rüşvet olarak Tunus’u işgal etme izni verilmişti.

Berlin Antlaşması Avrupa’nın 19. yüzyılın son bölümünde sahip olduğu gücü gösterir; isteklerini dünyaya dayatabilmekte, haritalara çizgiler çekmekte, halkların ve ulusların kaderlerini, görünen o ki, tam bir dokunulmazlık içinde belirlemektedir. Avrupa aynı şeyi daha birçok kez tekrarladı -örneğin 1884’te Afrika’yı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’yu parçalara ayırdı. Hem Batı Avrupa’da hem de paylaşılan ülkelerde yaşayanların bir bölümü, askerî güç/ zayıflığın kültürel, ahlakî ve dinî güç/ zayıflığa işaret ettiği gibi yanlış bir kanıya varmışlardı. Bu da, gerçekten çok önemli sonuçlara yol açacak bir inanıştı. s 101-102

Osmanlı İmparatorluğu 1700 – 1922, Donald Quataert, çev. Ayşe Berktay, 2008, İstanbul: İletişim Yayınları

Bizdeki tarih eğitiminde -genel olarak eğitimin her türlüsünde- “Türkün Türkten başka dostu yoktur, zaten Osmanlının da Osmanlıdan başka dostu yoktu” söylemi her aşamada karşımıza çıkar. Yukarıdaki pasaj, “Doğu Sorunu”nun (La Question d’Orient) özü hakkında fikir vermenin ötesinde devletler arası ilişkilerin hangi parametreler ekseninde döndüğü konusunda da güzel bir örnek teşkil ediyor. Büyük Devletlerin (“düvel-i muazzama”) kendilerinin tarafı olmadıkları bir savaşta antlaşmanın tarafı olarak masaya oturmanın ötesine geçip, devletlerin sınırlarını kendi güç dengesi ihtiyaçlarına göre belirleme çabasına girişmeleri yukarıda andığımız teraneyi tekrarlayıp duranların düşünmesine neden olmayacak belki, ama biz yine de kayda geçelim.

Read Full Post »

Resmi Tarih

Tarih Nedir? İlkokul 4. sınıftan beri bize öğretilegelen tarihin pek çok çarpıtmayla ve yalanla dolu olduğunu seziyor, biliyordum. Bir takım tarihlerden, savaşlardan, anlaşmalardan ve hamasetten müteşekkil bu tarihi okumak, onunla ilgili düşünmek büyük bir külfet olmuş olmalı ki, bugüne dek benzer konularda okuduğum doğru düzgün bir kitap bile olmamış. Bunu fark ettiğimde aynı zamanda Osmanlı ve Cumhuriyet tarihleri konusunda asgari düzeyde de olsa bilgi sahibi olabilmek için bir şeyler okumaya karar verdim. Yıllar önce Tarih Nedir? başlıklı küçük broşürüyle tanıdığım Edward Hallett Carr’ın bu alanda Türkçeye çevrilmiş eserinin olmaması beni üzdüyse de kısa bir araştırmadan sonra bağımsız kaynaklara ulaşabildiğimi düşünüyorum.

Daha okumalarımın en başında bize anlatılan tarihin çarpıtmalarla dolu olmadığını, koskoca bir yalandan ibaret olduğunu da öğrenmiş bulunuyorum. Biraz da ilk şokun etkisiyle arkama yaslanıp biraz düşündüm. Asgari bilgi edinme amacıyla başladığım bu çabayı biraz daha derinleştirmeye, tarihin karartılmış yanlarını elimden geldiğince, en azından kendim için aydınlık kılmaya karar verdim. Hem kitap notlarını hem de aklıma düşenleri elimden geldiğince buradan paylaşabilmeyi umuyorum.

Read Full Post »