Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Dergi’

Yazın gündüzler genellikle sıkıcıdır. Çalışan için de tatil yapan için de. Çalışanlar dışarıda güneş ışıldarken ofislerde/ fabrikalarda kapalı kalmayı bir tür mahpusluk olarak görürler. Tatilciler içinse gündüz saatleri eğlencenin en az olduğu saatlerdir. Deniz tatili yapanlar bir iki saatlik deniz eğlencesinden sonra günün en sıcak ve bunaltıcı saatlerinin geçip akşam serinliğinin gelmesini beklerler. Kış sezonunda da eğlencelik bir şeye pek rastlanmayan televizyon, ekranlarını sonuna kadar saçmalıklara açtığından iyice sinir bozucu bir hal alır. En çekici gelen alternatif kitap okumaktır. Bir arada okunması planlanıp da kışın hay huyu içinde zaman ayırılamamış kitaplar, tanışılmak istenen yeni yazarlar, yeniden okunacak ilk göz ağrıları bekler dururlar kitaplıkta.

Yazını bu biçimde planlayanlar vardır, belki de çoktur. Oysa bilinen bir gerçek vardır: yazın kitap satışları düşer, dergiler yaz aylarında rölantiye geçip iki ayda bir sayı yayımlarlar, yazarlar yayın hazırlıkları tamamlanan kitaplarının çıkması için sonbahar aylarını bekler, vs. Kısacası yaz, yayıncılık açısından ziyadesiyle bereketsiz geçer. (Belki de işin mutfağıda olanlar açısından böyle değildir, ama okur için yeni heyecanlara kapılma ihtimali hayli düşüktür.) Bu konuyu yıllardır, özellikle de yaz aylarında düşünürüm. İşin içinde olanlara sorma fırsatım olmadığı için  fazla da çetrefilleştirmek istemiyorum. Herkes tatilde olduğu ve alternatif tatil eğlenceleri nedeniyle TV, radyo gibi iletişim kanallarından uzak kaldığı, bundan dolayı, çıkacak yeni bir kitabın tanıtımı için harcanacak emeğin (ve tabii paranın) amacına ulaşma ihtimali düşük olduğu için sektörün bu dönemi es geçtiğini düşünme eğilimindeyim. Başka bir deyişle “piyasa”nın belirlediği bir durgunluk olarak görüyorum bunu.

Lafı nereye getireceğim? Kişisel nedenlerle bu yaz kitaplığıma ne kadar ilgi gösterebileceğimi bilmiyorum. Bunun üstüne yazın rehaveti, miskinliği de eklenince blogu rölanti temposuna çekmenin sonbahara daha enerjik girmeye yardımcı olacağını düşünmeye başladım. Aklımdaki bir iki şeyi zaman bulabilirsem araya sıkıştırmaya çalışacağım, ama yaz boyunca büyük ölçüde kitaplardan aldığım notları paylaşmakla yetinmeyi planlıyorum.

Herkese iyi tatiller.

Reklamlar

Read Full Post »

Time: Mustafa Kemal Time dergisinin iki sayısının kapağını Mustafa Kemal’e ayırmış olmasıyla övünenler aynı derginin 1965 yılında Türkiye’de toplatılmış olduğunu da bilirler mi acaba? Pek sanmıyorum.

Derginin 24 Mart 1923 tarihli sayısının “Yakın Doğu” başlığını taşıyan  kısa kapak yazısında Mustafa Kemal’in çağdaş tarihin önemli şahsiyetlerinden biri olduğu söyleniyor. Yazıda, Mustafa Kemal’in, bazılarının iddia ettiği gibi Yahudi değil saf Türk olduğu da vurgulanıp yaklaşan Lozan Konferansı ile ilgili uluslararası durum ele alınıyor.

time_mustafa_kemal2 21 Şubat 1927 tarihli sayının kapağına da konuk olan Mustafa Kemal’le ilgili kapak yazısında (“Youth Going West”) bu kez “Dictator-President Mustafa Kemal Pasha”, “Dictator Kemal” gibi ifadeler dikkat çekiyor. Mustafa Kemal’in o dönemde kullanmakta olduğu “Gazi” unvanının “The Victorious” olarak çevrilmiş olması da ilginç. Dergi, Türkiye hakkında okurlarını bilgilendirirken Mussolini’nin kara gömleklileriyle Türkiye’de yapılan şapka inkılâbı birbirine benzetilerek Mustafa Kemal ile Mussolini arasındaki farkın bir gömlek bir şapkadan ibaret olduğunu da ifade ediyor. Derginin bu sayısı geçtiğimiz sene Türkiye’de bir müzayedede rekor fiyata alıcı bulmuş olsa da, kapak yazısı, bu tür şeylerle övünmeyi sevenleri tatmin edecek cinsten değil.

Gelelim 1965 senesine… Time’ın 9 Nisan 1965 tarihli sayısında, Lord Kinross’un Atatürk adlı kitabının tanıtıldığı bir yazı var: “Father of the Turks”. Daha yazının başında Lord Kinross’un bir Türk dostu olduğu belirtiliyor. Yazıda Mustafa Kemal’in hayatı kitaba dayanılarak kısaca özetleniyor. Ne var ki bu özet, bizim duymaya alışık olduğumuz özetlere pek benzemiyor. İddiaların doğruluğunu tespit edebilecek durumda değilim. O nedenle alıntılayıp alıntılamamak konusunda da tereddütte kaldım. En sonunda, merak edenler için hiç olmazsa İngilizcelerini aktarmanın yararlı olabileceğine karar verdim.

Burada önemli olan iddiaların doğruluğundan çok iddialar karşısında alınan tutum. Yanlış olan bir düşüncenin yanlışlığını göstermek, doğrusunu açığa çıkarmak yerine savunulmasını yasaklamak, savunanları caydırıcı biçimde cezalandırmaya çalışmak, yayınları toplatmak, vb. bu memleketin kadim geleneklerinden biri olsa gerek. Düşüncenin ifadesini yasaklamaya dönük bu salakça çabanın son tezahürü, Youtube’ün “yasaklanması”. Bu tavır, orta vadede bile değil, kısa vadede dönüp tavrı savunanları vuruyor. Söz konusu videolar Youtube’ün en çok izlenenleri arasına giriyor mesela. Yasaklanan kitaplar, dergiler bir anda iktidarın bilinmesinden korktuğu gerçekleri açıklayan gizemli kılavuzlara dönüşüyor insanların imgeleminde. Dergiden alıntılanan aşağıdaki satırlar da, böyle tartışmalarla hiç karşılaşmamış, bu türden iddiaların çürütüldüğüne şahit olmamış okur için böyle bir boyuta kavuşuyor: “yasaklandığına göre bu işin içinde iş var” düşüncesi şu ya da bu biçimde beliriyor.

Dediğim gibi, iddiaları doğrulayabilecek durumda değilim. Konuyla ilgili bilgi sahibi olanların yorumlarıyla konuya açıklık getireceklerini umuyorum.

Alıntıların İngilizce orijinali:

Kemal Atatürk emerges as a political genius immingled with a moral moron, a man with the intellect of a Western liberal and the disposition of an Oriental despot, a loving father to his country all day long, but after sunset a dedicated lecher and incorrigible lush.

He chased after pretty young men and became so popular with prostitutes that he seldom had to pay the bill.

By 1927, in short, Turkey had the legal structure of a modern European nation. Its actual structure was something else again. In the Turkish Republic, Kemal had created a political fiction, a brainchild he would not allow to be born. He retained power, and as the years went by he used it more and more autocratically. He vetted the elections, rigged the Assembly, purged his enemies.

Without a war to fight, his prodigious energies ran wild. He once delivered a speech that lasted six days. He stayed up all night, every night, carousing with his cronies. He adopted orphan girls and used them as nymphets. His memory began to fail, his judgment began to go.

Time, 9 Nisan 1965

Read Full Post »