Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Coğrafya’

Evcil
“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”
“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”

Efemeral
“Çiçekleri kaydetmeyiz.”
“Neden? O, gezegenimdeki en güzel varlıktır.”
“Ama efemeraldir.”
“Efemeral ne demek?”
“Coğrafya kitapları en değerli kitaplardır. Asla eskimezler. Çünkü dağlar yerlerini kolay kolay değiştirmezler. Bir okyanusun sularını boşattığı nadir görülür. Anlayacağın, biz coğrafyacılar kalıcı şeyleri kaydederiz.”
“Ama sönmüş yanardağlar yeniden harekete geçebilir”dedi küçük prens. “Efemeral ne demek?”
“Yanardağın aktif ya da sönmüş olması bizim için fark etmez. Önemli olan onun bir dağ olmasıdır” dedi coğrafyacı.
“Peki ama efemeral ne demek?” dedi sorduğu sorunun yanıtını almadıkça asla vazgeçmeyen küçük prens.
“Efemeral, kısa ömürlü demektir.”
“Benim çiçeğim kısa ömürlü mü?”
“Elbette.”
“Benim çiçeğim efemeral” dedi küçük prens kendi kendine. “Ve kendini dünyadaki tehlikelere karşı koruyabilmek için sadece dört tane dikeni var. Ve ben onu orada tek başına bıraktım.”

Aramak
“Günaydın.”
“Günaydın” diye karşılık verdi demiryolu işaretçisi.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
“Trenlere yol gösteriyorum. Onlara sağa veya sola geçmelerini söylüyorum.”
Onlar konuşurken, parlak ışıklarla donatılmış bir ekspres tren yanlarından uğuldayarak geçti. O geçerken işaret direği sallanmıştı.
“Sanırım çok aceleleri var” dedi küçük prens, “peki ne arıyorlar?
“Bunu makinist bile bilmiyor.”
O anda parlak ışıklı başka bir ekspres tren ters yöne doğru hızla geçti.
“Peki niçin geri dönüyorlar?” diye sordu küçük prens.
“Bunlar aynı yolcular değil” dedi işaretçi.
“Bulundukları yeri beğenmiyorlar mı?”
“Hiç kimse bulunduğu yeri beğenmez.”
Şimdi de parlak ışıklı ekspres trenlerin bir üçüncüsü geçti yanlarından.
“Bunlar diğer yolcuları mı takip ediyorlar?
“Hiçbir şeyi takip etmiyorlar” dedi işaretçi. Ya uyuyorlardır, ya da esniyorlardır. Sadece çocuklar burunlarını pencerelere dayar ve etrafa bakarlar.”
“O halde sadece çocuklar ne aradıklarını biliyor” dedi küçük prens. “Bezden bir bebeğe bağlanıyorlar ve bu onlar için çok önemli hale geliyor. Eğer ellerinden alırsanız, ağlamaya başlıyorlar.”
“Bence şanslılar” dedi işaretçi.

Alıntılar Küçük Prens‘ten.

Read Full Post »

ggs_jared_diamond Jared Diamond’un Silah, Mikrop ve Çelik, İnsan Toplumlarının Kaderi (1997) başlıklı kitabı National Geographic tarafından canlandırmalarla süslenmiş bir belgesele çevrilmiş. Diamond’un birazdan genel görünümünü vermeye çalışacağım teorisi hakkında kitabı okumadan son yargıya varmak belki doğru değil ama tekrarlarla dolu üç bölümlük belgesel, teorinin prestijini bir hayli düşürüyor. Muhtemelen mahir bir yönetmen tarafından 60 dakikaya sığdırılabilecek bu teori National Geographic’in elinde ağırlığını önemli ölçüde yitirmiş ne yazık ki. Belgesel ekibinin beceriksizliğini bir kenara bırakıp Diamond’un teorisine yoğunlaşmaya çalışalım.

Coğrafya ve insan fizyolojisi üzerine uzmanlaşmış olan Jared Diamond, insanlık tarihinin coğrafi etmenler tarafından şekillendirildiğini savunuyor. Teorinin ana hatları şöyle: Bundan 13 bin yıl önce Orta Doğu coğrafyasında kök salmaya başlayan uygarlık, özellikle hayvanları evcilleştirerek çok önemli bir adım atıyor. Bu verimli coğrafya, proteince zengin tahıl ürünlerinin yetiştirilmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda evcilleştirilmeye uygun hayvan çeşitliliği bakımından da geniş seçenekler sunuyor. Hayvanların evcilleştirilmesi insan topluluklarının üretkenliklerini hızla artırarak teknolojinin gelişmesi için gerekli olan artık ürünü (ve dolayısıyla artık emeği) de sağlıyor. Böylelikle, dünyanın daha verimsiz coğrafyalarındaki (mesela Papua Yeni Gine’de, tropik Afrika’da ya da Amerika kıtasında) topluluklar yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli gıdayı sağlamak konusunda hâlâ insan gücüne dayanırken, Avrasya saban teknolojisini geliştirerek evcil hayvanların kas gücünü kendi ilerlemesine seferber ediyor.

Teorinin ana eksenini oluşturan bu ilk saptamadan sonra Diamond gelişmiş insan topluluklarının daha az gelişmiş bölgeleri “fethini” (isteyen “istilâsını” diye okumakta serbest) incelemeye koyuluyor. Bu fethin en önemli unsuru olarak da gelişmiş silah teknolojisini tespit ediyor. Hayvanları evcilleştirip onların kas gücünden yararlanabildiği için topraklarının verimliliğini hızla artıran Avrasya coğrafyası insanları karınlarını doyurma sorununu çözdüklerinden daha gelişmiş silahlar üretmek ve teknolojik ilerleme sağlamak konusunda daha büyük adımlar atabiliyorlar. Bu sayede hâlâ savaşmak için mızrak gibi ilkel araçları kullananlara göre zırhları, atları ve hakim olması kolay kılıçlarıyla ezici bir üstünlük sağlıyorlar.

Teorinin, belki de en ilginç ayağı ise mikroplarla ilgili olanı. Avrasya coğrafyasında evcil hayvanlarla içli dışlı yaşayan insanlar hayvanların taşıdığı pek çok mikropla uygarlıklarının erken aşamalarında tanışıp, büyük zaiyatlar vererek de olsa bağışıklık kazanıyorlar. Oysa evcil hayvanlar konusunda pek zengin olmayan diğer bölgelerdeki insanlar bu mikroplarla henüz tanışmamış olduklarından kızamık gibi hastalıklar yüzünden Avrasya’daki veba salgınına eşdeğer kayıplar veriyorlar. Gittiği yere hastalığını da beraberinde götüren Avrasyalılar kılıçla ele geçirdikleri yerlerde mikropları sayesinde (farkında olmadan da olsa) savaşılması çok güç bir silaha daha sahip olmuş oluyorlar.

Fetihler çağını açıklamak için oldukça elverişli olan bu teori akla yatkın geliyor. Ancak belgeselde Diamond bir adım daha ileri gidiyor ve teorisini bugün dünyadaki eşitsizliklerin kaynağını açıklamak için de kullanmaya kalkışıyor. Zurnanın zırt dediği yer de burası. Afrika ülkelerinde sıtma gibi artık tedavisi bilinen hastalıklara binlerce kurban verilmesinin oralardaki işgücü verimliliğini çok düşürdüğünü, o ülkelerin bu nedenlerle bir türlü gelişemediğini ileri sürüyor Diamond. Yaşamakta olduğumuz global ekonomik krizde bütün dünya nüfusunu yıllarca beslemeye yetecek malî kaynakları bir avuç şirkete aktarabiliyorken tedavisi bilinen hastalıkların yeryüzünden silinmesi için gerekli adımları atmaya yanaşmayanların bu ayıplarını yüzlerine vurmak yerine teorisinden aldığı güçle bu durumu “kader”le açıklamaya çalışmak vicdan sahibi bir insana yakışmıyor. Guns, Germs and Steel, bilimsel bir teorinin kapsamı dışında kullanılmaya çalışılmasının insanı nasıl komik durumlara düşürebileceğini göstermesi bakımından oldukça çarpıcı bir örnek.

Kaynaklar:

Read Full Post »