Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Bilim’

1960’ların ortalarında, iki grup uzman başka bir maymunun elektrik şoku aldığını görünce nasıl tepki göstereceklerini incelemek üzere makak maymunları üzerinde deneyler yapmaya başladılar. Aşağı yukarı aynı sıralarda, sosyal psikolog Stanley Milgram otoriteye nasıl tepki verdiklerini görmek üzere insanları test etmeye yöneldi; testin amacı özellikle bir otorite figürünün başka bir insana elektrik şoku verme talimatına uyup uymayacağını saptamaktı. Makak deneylerinin birinde, bir maymun günlük yemek tayınını elde etmek için manivela kollarını çekecek şekilde eğitildi. Maymunun bu işi öğrenmesinden sonra, bitişik bir kafese ikinci bir maymun kondu. Artık birinci maymun ne zaman kolları çekse, diğer maymuna şiddetli bir şok veriyordu. Şaşırtıcı bir gelişmeyle, birinci maymun kolları çekmeyi bıraktı; hatta kolları çalıştırmamasının günlük yemeğinden yoksun kalmayı getirmesine karşın, bu tutumunu birkaç gün sürdürdü. Kendisi açlık çekiyordu, ama gariban komşusu şoktan kurtulmakla bundan yarar görüyordu. Kolların başındaki maymunların bu kolları çekmekten kaçınmaya olan yatkınlığı, diğer maymunun tanıdık bir kafes arkadaşı olması durumunda, hedefteki deneğin yabancı bir maymun ya da tavşan gibi başka bir türün mensubu olmasına oranla daha yüksekti. Son olarak, daha önce bizzat elektrikli iskemlede bulunmuş ve bir şoku yaşamış bireyler, böyle bir tecrübeden geçmemiş maymunlara oranla, ellektrik vermekten daha uzun süre kaçınıyordu.

Milgram’ın insanlar konusunda vardığı ve 1983’te çıkan Obedience to Authority [Otoriteye İtaat] kitabında canlı bir dille anlattığı taban tabana zıt sonuçlar ışığında, makak maymun deneyleri özellikle çarpıcıdır. Beyaz laboratuvar önlüğü giymiş deneyci gibi bir otorite figürü, başka bir kişiye şok vermek üzere bir deneğe bir kolu çekme emrini verdiğinde, diğer kişinin -gerçek tehlike altında olmayan bir aktörün- dramatik bir tavırla “şok”a tepki göstermesine rağmen, denek defalarca bu işi yapmıştı. Eğer bir Marslı yeryüzüne inip bu iki deneyi seyretmiş olsaydı, makak maymunlarının empati kurduğunu, insanların ise bunu yapmadığı sonucuna varmak zorunda kalacaktı. Görünüşe bakılırsa, makak maymunları acı çeken başka birinin yerinde olmanın anlamını biliyor; buna karşılık insanlar ya bilmiyor ya da düpedüz umursamıyor. İnsanların başkalarını umursayabildiğini, onlarla empati kurabildiğini ve başka bir kimse için bir duygusal deneyimi yaşamanın ne demek olduğu üzerinde bilinçli olarak düşünebildiğini biliyoruz elbette. (Marc D. Hauser, s. 60-61)

Gelecek 50 Yıl, 21. Yüzyılın İlk Yarısında Hayat ve Bilim, John Brockman, ed., çev.: Nurettin Elhüseyni, 2008, NTV Yayınları, İstanbul

Read Full Post »

Kanıtı Olmayan Gerçekler NTV Yayınları’nın yayın yelpazesini çok ilgi çekici bulmuyorum. Mimarlık ya da  Spor Kitabı gibi başucu kitabı olmaya aday yayınlarına rağmen niteliğini tam anlayamadığım bir mefaseden bakıyorum NTV Yayınları’na. Yine de bolca reklamı yapılan kitaplarından ikisini, Kanıtı Olmayan Gerçekler ve Gelecek 50 Yıl’ı satın aldım. Okumaya Kanıtı Olmayan Gerçekler’den başladım. Ne yazık ki kitabın adının okurda (en azından bende) yanlış bir izlenim yarattığını, kitabın içeriğini yansıtmadığını söylemeliyim. Ben, bu başlıklı bir kitabın, dünyanın ve evrenin açıklanamayan fenomenlerini incelemesini beklerken onlarca bilim adamının inandığı ama kanıtlayamadığı şeyleri kısaca anlattıkları bir derlemeyle karşılaştım. Sonra kitabın künyesine göz atarken kitabın orijinal adının What We Believe But Cannot Prove (İnanıp da Kanıtlayamadıklarımız), alt lejantının ise Today’s Leading Thinkers on Science in the Age of Certainty (Kesinlik Çağında Günümüzün Önde Gelen Düşünürlerinden Bilim Üzerine) olduğunu fark edip afalladım. Zira bu orijinal isim kitabın içeriğini etraflıca açıklıyor. Öyle çevrilmesi güç bir isim de olmadığına göre söz konusu olan bana düpedüz bir ticarî uyanıklık gibi görünüyor. Üstelik bunun “zararsız” bir uyanıklık olduğunu da söyleyemiyoruz, çünkü kitabı alanları yanıltmayı, okuyacakları kitabın olduğundan daha ilgi çekici olduğunu düşündürtmeyi, bu yanılgıyı da ciroya çevirmeyi hedefleyen bir uyanıklık bu. Yayıneviyle bu ilk hasbihalimde böylesine fahiş bir hatayla karşılaşmak pek hoş olmadı açıkçası.

Kitap, daha önce de söylediğim gibi bilim insanlarının ve düşünürlerin bir şekilde inandıkları ama kanıtlayamadıkları (ya da bilim tarafından henüz kanıtlanmamış olan) şeyleri açıkladıkları bir derleme. En popüler konu elbette tanrının varlığı ile ilgili. Bunun dışında uzaylıların olup olmadığı, gerçek aşkın ne kadar mümkün olduğu gibi konular da hak ettikleri yeri bulmuşlar. Kitabı okumaya devam edeceğim etmesine ya, Ian McEwan’ın yazdığı kısa cevabı paylaşmak isterim.

İnandığım ama kanıtlanamayacak olan şey, ölümümden sonra bilincime ait hiçbir şeyin varlığını sürdürmeyeceğidir. Tabii başkalarının düşüncelerinde gittikçe silikleşerek gezinecek olmamı ya da bilincimin çeşitli suretlerinin yazılarımda, ekilen bir ağacın konumlandırılışında, ya da eskimiş arabamdaki bir göçükte varlıklarını sürdüreceklerini saymazsak. Birçok Edge katılımcısının inancıma dair şu önermeyi olduğu gibi kabul edeceğinden eminim: Söylenen şey doğru ama önemsiz. Ne var ki bu, dünyayı ciddi şekilde ikiye bölüyor ve biryerlerde –daha iyi, daha önemli- bir yaşam olduğuna inananlar yüzünden hem düşünceler hem de kişiler çok zarar görüyor. Buradaki yaşamın kısa; bilinçliliğin ise kör bir sürecin kaza eseri gerçekleşmiş bir ödülü olması, varlığımızı çok daha değerli ve ona karşı  sorumluluklarımızı da daha büyük kılıyor. (s. 37)

Sizin de inandığınız halde kanıtlayamadığınız şeyler yok mu?

Kitap kapağı buradan.

Read Full Post »

Yoksulların ruhları en iyi birbirleriyle yanışır ve anlaşırlar! Yoksulluk ölüm kadar kesin ve keskin olan tek şeydir ve yoksullar, bu gerçeğin baskısına direnebilmek için, yoksul olmayanların asla öğrenemeyeceği sessiz işaretleri ve gizli dilleriyle yüzyıllardan beri durmamacasına mırıldanıyorlar. (s. 7)

Yoksullar emeklerini set kurarak perçinleyip yazıyı dağıtırlar. Varlıklarını dışlayan yazıyı bölüp parçalayışlarında, yenile yenile dilsizleşmiş hayatlarının iç çekişleri saklıdır! (s. 61)

Soluduğu havanın içinde 30 milyar kere milyar atom bulunduğunu, dokunduğu ya da nefesiyle birlikte yuttuğu her atomun uzun zaman önce unutulmuş bir yıldızın derinliklerinde yaratıldığını, yani insanın temelinin yıldız tozu olduğunu bilen biri, tanımadığı bir kızdan “mektup almak” karşısında düştüğü dehşeti, doğal olarak basite alamazdı. Gogi’nin ruh halini bilimsel bir şekilde kavrama ihtiyacı duyması normal bir şeydi. Çünkü ona göre, iki insanın eşlik durumunun, aşkın en doğru cevabı uzayda saklıydı. Ve bu onun çok iyi bildiği bir konuydu. Kızın şartlarını çok küçük gördüğü için ona acıdı ve kendisine daha geniş açılım yapma doğrultusunda bir arzuya saplandı. O da “O bilimsel kitabın” üzerine eğildi, sayfalarca döktürdü. (s. 70)

Yoksulların yüzyıllardır dünyaya karşı kalkan olarak kullandıkları serap, başkalarının hayatıdır. (s. 113)

Buzdan Kılıçlar, Latife Tekin, Metis Yayınları, 1997: İstanbul

Read Full Post »

Evrimi Anlamak

Darwin Üniversite yıllarında, o dönemde hızla yaygınlaşan “Evrim Aldatmacası” propagandasına karşı evrim konulu ufak bir çalışma grubu oluşturmuş, konuyla ilgili bir de sunum hazırlamıştık. O yaz gerçekleşecek bir gençlik kampında yapmayı düşündüğümüz sunumu hem prova etmek hem de içeriğini daha çok sayıda insanla paylaşmak üzere Ankara’da da küçük çaplı bir toplantıyla paylaşmıştık. Sorular faslında, ilk baştaki utangaç sessizlikten sonra bir arkadaş şöyle sormuştu: “Dinciler her yerde evrime karşı propaganda yapıyorlar, siz ne yapıyorsunuz?” Benim alaylı ilk yanıtım “Gülüp geçiyoruz!” olmuştu, ancak bu yanıtın sorunun aslında uzanmak istediği bütün alanlara çok da iyi dokunamadığı açıktı. Soru, hem bu konudaki eksikliğe yönelik bir eleştiriydi hem de “ne yapabiliriz?” sorusuna bağlanıyordu.

O gün, hazırlıksız yakalanmıştık. “Yaratılış Teorisi”ne yer veren bijoloji kitaplarının olduğu eğitim sistemiyle, her koldan bilime karşı yürütülen etkili kampanyalarıyla her geçen gün hurafenin kucağına daha fazla düşen bir ülke dolusu insana bilimi götürmekte geç kalmıştık. Tübitak’ın 1993 yılında yayımlanmaya başlayan Popüler Bilim Kitapları dışında pek az kaynak aslında pek de karmaşık olmayan evrim kuramına layıkıyla eğilme ihtiyacı hissediyordu. Aradan geçen zaman içinde, özellikle Internet’in yayıngılaşması sayesinde, büyük paralar harcamadan bu konuda bilgilendirme kampanyaları düzenlemek daha da kolaylaştı. Darwin’in doğumunun 200. yılında bu alana önemli bir Türkçe katkıda bulunan Evrim Çalışkanları’nı Evrimi Anlamak sayfası dolayısıyla kutlamak ve bizim o gün yanıtlayamadığımız sorunun yanıtlanmasında bir adım attıkları için onlara kendi adıma teşekkür etmek istiyorum.

Fotoğraf: Julia Margaret Cameron tarafından çekilmiş Darwin portresi. (Kaynak)

Read Full Post »

Dawkins

Richard Dawkins dünyaca ünlü bir bilim insanı. Türkiye’de geçtiğimiz aralık ayına kadar, muhtemelen, popüler bilim konularına ilgi duyan bir avuç insan dışında pek tanınmıyordu. Ne var ki, bu kadar önemli bir bilim insanının ülkemizde pek tanınmamasından gocunan yetkililerimiz bu konuda oldukça radikal bir adım atarak Dawkins’i tüm Türkiye’ye tanıttılar: RichardDawkins.Net‘i kullanıma kapattılar. Bunun üzerine bir yolunu bulabilen herkes Dawkins’in ne menem işler yaptığını merak edip siteye akın etti muhtemelen.

dawkins

Adnan Oktar (Harun Yahya) tarafından açılan davanın neden olduğu bu durum, yalnızca Dawkins’i Türkiye halkına tanıtmakla kalmadı, Türkiye’yi de tüm dünyaya bu vesileyle bir kez daha tanıtmış oldu. Şimdi, sitenin ana sayfasında Türkiye’de yasaklanmış olduğu gururla vurgulanıyor. Olay, tüm dünyada haber oldu.

Enemies of Reason Ben de genel eğilimlere uyup sayfaya bir göz attım ve Dawkins’in BBC Channel 4 için hazırladığı Enemies of Reason adlı program ilgimi çekti. Yaşantımıza sinmiş metafiziği ustaca teşhir eden programda, insanların fal, burç gibi bütünüyle raslantısal saçmalıklara neden inandıklarından yola çıkıp, bu işi, bilimsel terimleri bir pazarlama aracı olarak kullanıp bir kazanç kapısı haline getirenlerin insanların duygularını nasıl paraya tahvil ettiklerini de ortaya çıkarıyor.

Son günlerde Birleşik Krallık’ta ve sonrasında İspanya’da ateist ya da agnostiklerin belediye otobüslerine tanrı hakkında kendi görüşlerini yansıttıkları reklamlar vermeye başlamalarıyla ben de bu konudaki eski yargımı gözden geçirmeye karar verdim. Önceleri şöyle düşünürdüm: Din (inanç) kişinin özel hayatının saygı gösterilmesi gereken bir parçasıdır, kişilerin inançlarıyla alay etmenin hiçbir olumlu sonucu olmaz. Bu görüşümde temelde bir değişikklik yok, hâlâ insanların inançlarına saygı göstermek gerektiği düşüncesindeyim. Ama bu, muhtemelen kainatı yaratan bir tanrı olmadığı, tersine insanın tanrıyı yarattığı düşüncesini insanlarla tartışmaya da engel olmamalı. İnsanların, din gibi akıl yoluyla savunamadıkları için tartışmaya açıldığında saldırganlaşma eğiliminde oldukları bir konuda dikkat göstermek, ama dünyanın yerinde saymasında (mesela Internet sitelerini yasaklatarak) önemli bir yere sahip olan dinci gericilikle de elden geldiğince mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum.

Read Full Post »