Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Antropoloji’

ggs_jared_diamond Jared Diamond’un Silah, Mikrop ve Çelik, İnsan Toplumlarının Kaderi (1997) başlıklı kitabı National Geographic tarafından canlandırmalarla süslenmiş bir belgesele çevrilmiş. Diamond’un birazdan genel görünümünü vermeye çalışacağım teorisi hakkında kitabı okumadan son yargıya varmak belki doğru değil ama tekrarlarla dolu üç bölümlük belgesel, teorinin prestijini bir hayli düşürüyor. Muhtemelen mahir bir yönetmen tarafından 60 dakikaya sığdırılabilecek bu teori National Geographic’in elinde ağırlığını önemli ölçüde yitirmiş ne yazık ki. Belgesel ekibinin beceriksizliğini bir kenara bırakıp Diamond’un teorisine yoğunlaşmaya çalışalım.

Coğrafya ve insan fizyolojisi üzerine uzmanlaşmış olan Jared Diamond, insanlık tarihinin coğrafi etmenler tarafından şekillendirildiğini savunuyor. Teorinin ana hatları şöyle: Bundan 13 bin yıl önce Orta Doğu coğrafyasında kök salmaya başlayan uygarlık, özellikle hayvanları evcilleştirerek çok önemli bir adım atıyor. Bu verimli coğrafya, proteince zengin tahıl ürünlerinin yetiştirilmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda evcilleştirilmeye uygun hayvan çeşitliliği bakımından da geniş seçenekler sunuyor. Hayvanların evcilleştirilmesi insan topluluklarının üretkenliklerini hızla artırarak teknolojinin gelişmesi için gerekli olan artık ürünü (ve dolayısıyla artık emeği) de sağlıyor. Böylelikle, dünyanın daha verimsiz coğrafyalarındaki (mesela Papua Yeni Gine’de, tropik Afrika’da ya da Amerika kıtasında) topluluklar yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli gıdayı sağlamak konusunda hâlâ insan gücüne dayanırken, Avrasya saban teknolojisini geliştirerek evcil hayvanların kas gücünü kendi ilerlemesine seferber ediyor.

Teorinin ana eksenini oluşturan bu ilk saptamadan sonra Diamond gelişmiş insan topluluklarının daha az gelişmiş bölgeleri “fethini” (isteyen “istilâsını” diye okumakta serbest) incelemeye koyuluyor. Bu fethin en önemli unsuru olarak da gelişmiş silah teknolojisini tespit ediyor. Hayvanları evcilleştirip onların kas gücünden yararlanabildiği için topraklarının verimliliğini hızla artıran Avrasya coğrafyası insanları karınlarını doyurma sorununu çözdüklerinden daha gelişmiş silahlar üretmek ve teknolojik ilerleme sağlamak konusunda daha büyük adımlar atabiliyorlar. Bu sayede hâlâ savaşmak için mızrak gibi ilkel araçları kullananlara göre zırhları, atları ve hakim olması kolay kılıçlarıyla ezici bir üstünlük sağlıyorlar.

Teorinin, belki de en ilginç ayağı ise mikroplarla ilgili olanı. Avrasya coğrafyasında evcil hayvanlarla içli dışlı yaşayan insanlar hayvanların taşıdığı pek çok mikropla uygarlıklarının erken aşamalarında tanışıp, büyük zaiyatlar vererek de olsa bağışıklık kazanıyorlar. Oysa evcil hayvanlar konusunda pek zengin olmayan diğer bölgelerdeki insanlar bu mikroplarla henüz tanışmamış olduklarından kızamık gibi hastalıklar yüzünden Avrasya’daki veba salgınına eşdeğer kayıplar veriyorlar. Gittiği yere hastalığını da beraberinde götüren Avrasyalılar kılıçla ele geçirdikleri yerlerde mikropları sayesinde (farkında olmadan da olsa) savaşılması çok güç bir silaha daha sahip olmuş oluyorlar.

Fetihler çağını açıklamak için oldukça elverişli olan bu teori akla yatkın geliyor. Ancak belgeselde Diamond bir adım daha ileri gidiyor ve teorisini bugün dünyadaki eşitsizliklerin kaynağını açıklamak için de kullanmaya kalkışıyor. Zurnanın zırt dediği yer de burası. Afrika ülkelerinde sıtma gibi artık tedavisi bilinen hastalıklara binlerce kurban verilmesinin oralardaki işgücü verimliliğini çok düşürdüğünü, o ülkelerin bu nedenlerle bir türlü gelişemediğini ileri sürüyor Diamond. Yaşamakta olduğumuz global ekonomik krizde bütün dünya nüfusunu yıllarca beslemeye yetecek malî kaynakları bir avuç şirkete aktarabiliyorken tedavisi bilinen hastalıkların yeryüzünden silinmesi için gerekli adımları atmaya yanaşmayanların bu ayıplarını yüzlerine vurmak yerine teorisinden aldığı güçle bu durumu “kader”le açıklamaya çalışmak vicdan sahibi bir insana yakışmıyor. Guns, Germs and Steel, bilimsel bir teorinin kapsamı dışında kullanılmaya çalışılmasının insanı nasıl komik durumlara düşürebileceğini göstermesi bakımından oldukça çarpıcı bir örnek.

Kaynaklar:

Reklamlar

Read Full Post »

Tower of Babel

Süleyman’ın ölümünden (İ.Ö. 922’den) sonra İbrani krallığı biri İsrail Krallığı ötekisi Yuda Krallığı (ya da Yahuda Krallığı olarak okunur; sonradan çıkan, Yahudalı anlamındaki “Yahudi” sözcüğü buradan gelir) olmak üzere ikiye bölünür. Asurlular (İ.Ö. 722’de) İsrail Krallığını yıkıp ileri gelen ailelerini Babil’e götürdüler. (Bu aileler kimliklerini yitirip Babil halkı ile karışırlar.) Yeni Babil İmparatorluğu’nun Mısır ile çatışmasında arada kalan Yuda Krallığı Mısır’dan yana olunca, bu kez Babilliler (İ.Ö. 587’de) Yuda Krallığını yıkıp ileri gelen ailelerini Babil’e sürerler. Ancak Babil sürgünü, onlar için, dedikleri gibi, “Babil tutsaklığı” değil, “uygarlık okulunda eğitim yılları” olur. İbraniler (Yahudiler), uygarlığın tüm kültürel kalıtının biriktiği bir kentte, uygarlığa dördüncü kez aşılanmaktadır.

En Güçlü Tanrılıktan Tek Tanrılığa

Baaller’e taparsanız sizi düşmanlarınızın eline veririm demiş olan Yehova, bir bakıma bir kez daha yapacağım dediğini yapmıştır. Bir bakıma ise, bir halkın ötekini yendiğinde, onun tanrısının da yendiği halkın tanrısını yendiğinin düşünüldüğü bir dönemde, bazı kimselere yenik düşmüş görünecektir. Bu yenilgiyi onarmanın ideolojik yolu, onu, dünyanın en güçlü tanrılığından tektanrılığa yükseltmektir. Böylece Yehova yenilmiş olmaktan kurtulacaktır. Çünkü yalnız yenilenin değil artık yenenin de tanrısıdır. Bir halkının eliyle, kendini terk eden “seçilmis kavmi” olan öteki halkını biraz tokatlamıştır o kadar. s.92

Siyasal Düşünceler Tarihi, Alâeddin Şenel, 1996, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara

Resim: Brueghel’in ünlü Tower of Babel’i (1563) (kaynak).

Read Full Post »

Kast Düzeni

Yirminci yüzyıla kadar gelebilen kast düzeninin dayandığı (İ.Ö. 500’lerde de pek farklı oldukları sanılmayan) ilkeler şunlardır:

  1. Kast, üyeleri birlikte yemek yiyebilen, aralarında evlenebilen, ama başkalarıyla bunları yapamayan bir topluluktur.
  2. Bir kastın üyesi bir alt kastın üyesine (eliyle bile olsa) değerse kirlenmiş sayılır; törensel arınmadan geçmesi gerekir.
  3. “Varna Öüretisi”ne göre ilk üçü Aryanlar’dan oluşan dört kast vardır. Bunlar:
  4. a. Dua eden Brahmanlar (din adamları)

    b. Savaşan Ksihatriyalar (askerler)

    c. Çalışan Vaisyalar (çiftçiler, tacirler)

    d. Kirli işleri gören Sudralar (düz işçiler) dir

Bunlara ek olarak, bir de kast dışında bırakılan Paryalar (dokunulmayacaklar) ve köleler gruplarının beşinci ve altıncı kastları oluşturdukları söylenebilir. s. 85-86

Siyasal Düşünceler Tarihi, Alâeddin Şenel, 1996, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara

Brahma Kast düzeninin bugün hâlâ sürüyor olması inanılacak gibi değil. Hindistan’da yukarıdaki kurallar bundan 2500 yıl önce olduğu gibi uygulanmıyordur diye tahmin ediyorum, ama en azından evliliklerde kast farklarının giderilebilmesi için düşük kastta olanlar büyük paralar ödüyorlar anladığım kadarıyla.

Atadan gelen kast statüsünün yanı sıra evlenecek kişilerin eğitim düzeyleri, çalışmakta olduğu işler, yaşam biçimleri, yaşadıkları bölge ve daha birçok şey söz konusu kast farkına ek olarak hesaplamaya katılıp pazarlık konusu ediliyor sanıyorum. Hindistanlı bir arkadaşım laf arasında söylemişti de anında günün konusu oluvermişti. Daha düşük kasttan birisinin kendisiyle evlenebilmesi için ailesine 170 bin Euro civarında bir para vermesi gerekiyormuş. Ne kadarı doğru, ne kadarı abartmadır, ya da ne kadarını ben yanlış anladım, bilemiyorum. Ne kadarını yanlış anlamış olursam olayım, evlenmek için bir tür “başlık parası”nın aileye verilmesi zorunluluğunu yanlış anlamış olacağıma ihtimal vermiyorum.

Fotoğraf: Halebidu’da bir tapınağın duvarına oyulmuş Brahma figürü (kaynak).

Read Full Post »

İlkel Topluluk

Siyasal Düşünceler Tarihi Saydığımız bunca ilerlemeye karşılık, insanlık, araç yapmaya başlamasından yenitaş çağının başına kadar geçen bir milyon yıla yakın bir süre içinde, gide gide arpa boyu kadar bir yol almıştır. Bunun böyle olduğu, bu bir milyon yıla yakın sürede elde edilen gelişmelerle, üretimin başlamasından bu yana geçen on bin, hele uygar toplumun ortaya çıkmasından bu yana beş bin yıl kadarlık süre içinde sağlanan gelişmeler karşılaştırıldığı zaman anlaşılır.

İlkel topluluğa fazla yüklenmeyelim; çünkü uygar toplumun sahip olmadığı bazı erdemlere sahiptir. Toplumsal artı üretmeye engel olan uzmanlaşmamış ekonomisi; eşitlikçi yapısı, ortak çalışma, ortak bölüşme ilkesi, son derece geri bir teknolojiye, yoksul donanıma sahip olmasına karşın, ilkel toplumun doğanın karşısına çıkardığı çeşitli engelleri ve bunalımlar aşabilmesini, varlığını yüzbinlerce yıl sürdürebilmesini sağlamıştır. Uzmanlaşmış bir ekonominin (uzman avcılığın) değişen iklim koşullarına uyamayıp nasıl yok olduğunu gördük. Uzmanlaşmamış ilkel toplulukların eşitlikçi yapıları, onları iç çatışmalardan koruduğu gibi, dış doğal ve toplumsal tehlikelere birlik içinde karşı koyabilmelerini sağlamıştır. Bölüşme ilkesi ise, kimbirlir kaç kıtlığı, son lokmalarına dek bölüşerek atlatmalarına tardımcı olmuştur. s. 19-20

Siyasal Düşünceler Tarihi, Alâeddin Şenel, 1996, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara

Read Full Post »