Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Güncel’ Category

Martaval: Elâlemin sitesi!

(İlgili haber)

Read Full Post »

Halil Berktay çok güzel ifade etmiş: bu ülkede yazı yazıp da güncel siyasetten lâf açmamayı başarmak kolay değil. “Memleketi kurtarmak” gibi kadim bir geleneğimiz olduğu düşünülürse her konunun dönüp dolaşıp siyasete dayanması da olağan karşılanmalı. Sadece bu da değil; siyaset gündemi o kadar yoğun ve karmaşık ki konuşacak konu arayan biri için biçilmiş kaftan.

Buyurun Cenaze Namazına

Takip ettiğim köşe yazarları gündemle ilgili kafama takılan soruların neredeyse hepsini kendi bakış açılarından cevaplıyorlar. Bu da, gündemdeki konular hakkında kendime ait bir görüşüm olsa da, bunu paylaşmamın gereksiz olduğunu düşündürüyor bana. Gündemdeki tartışmaları takip etmek isteyenler pekâlâ mesaisini bu işe harcayan köşe yazarlarının yorumlarına ulaşabilirler. Ancak zaman zaman bazı konuların gündemde hakettiğini düşündüğüm yeri alamadığını görüyorum. Çoğu zaman da önemsiz sayılabilecek bir haberin aklımdaki bir soruyla ilişkisini görüp gevezelik etmek istiyorum. Bu sefer de öyle oldu: Evrensel’in haberine göre Recep Tayyip Erdoğan 19 Mayıs’ta yaptığı konuşmada bir dönem sonra başbakanlığı ve milletvekilliğini bırakacağını söylemiş. Parti tüzüğüne göre bir kişinin en fazla 3 dönem milletvekilliği ve 5 dönem parti genel başkanlığı yapabileceğini hatırlatıp gelecek senelerde gençlere daha fazla şans tanıma düşüncesinde olduğunu dile getirmiş.

AKP tüzüğünün 132. maddesi şöyle:

AK PARTİ listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri, en fazla üç dönem aday gösterilebilir. (Değişik 03.10.2003- Madde:8) Yapılacak seçimde, doğacak duruma bağlı olarak merkez yoklaması usulü ile aday belirlenmesinin zorunlu olması hali hariç olmak üzere, kontenjan adayı olarak seçilmiş olan kimse, aynı usülle tekrar aday gösterilemez.

Birinci cümle açık da ikinci cümleyi anlayana kadar akla karayı seçtim. Hâlâ da anladığımı iddia edemem. Bana daha çok birinci cümledeki kesin ifadeye bir arka kapı aralamak için yazılmış her türlü anlaşılabilecek karmaşık bir cümle izlenimi verdi.

Recep Tayyip Erdoğan şahsında düşünüldüğünde bu açıklama muhtemelen Abdullah Gül’den sonra cumhurbaşkanlığına aday olacağı anlamına geliyor. Bunda şaşılacak bir şey de yok zaten. O nedenle ben konuya genel olarak Türkiye’de siyaset kurumu açısından yaklaşmak istiyorum. DP’nin genel başkanlığına 77 yaşındaki Hüsamettin Cindoruk’un seçilmesiyle yaş-siyaset ilişkisi yeniden gündeme gelmişken bir çetele tutayım dedim.

Cindoruk’un bu ilerlemiş yaşında yeniden aktif siyaset sahnesinde görünmesi pek hoş karşılanmadı. Kendisi de gelecek tepkileri tahmin ettiğinden, adaylığını açıkladığı konuşmasına “Merkez siyasetinde gençlere ihtiyaç var, bu gençlerden biri de benim” diyerek başlamıştı. Dahası, şimdilerde 86 yaşındaki Süleyman Demirel’i yeniden aktif siyasete takdim etmenin sinyallerini veriyor.

DP tüzüğü şöyle diyor:

Parti genel başkanı büyük kongrece Siyasi Partiler Kanununun ilgili maddeleri uyarınca en çok üç yıl için seçilir. Aynı kişi ara vererek dahi olsa, en fazla dört olağan büyük kongre’de Genel Başkan seçilebilir.

Bunun gibi bir de, artık kronikleşmiş, “Deniz Baykal yaşlandı, bıraksın” diyenler vardır. Hattâ öyle bir izlenim yaratılır ki, sanki CHP delegelerinden başka herkes Baykal’ın siyaseti bırakması gerektiğini düşünmektedir. 72 yaşındaki Baykal da, maşallah, onlara nispet yaparcasına kongreden kongreye koşar. CHP tüzüğünde, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi, kaç dönem genel başkanlık yapılabileceğiyle ilgili bir kısıtlama bulunmuyor. (DSP ve SP tüzükleri de aynı şekilde.)

Master Yoda MHP tüzüğü de, bir kişinin en fazla 5 dönem genel başkanlık yapabileceğini söylüyor:

Aynı kişi ara vermeksizin beş defadan fazla seçilemez. Yeniden seçilebilmek için aradan üç yıl geçmesi gerekir.

Görünen o ki, 5. dönem genel başkanlığını yakında tamamlaycak olan Devlet Bahçeli’nin bu görevi bırakmaya pek niyeti yok. Oysa, muhtemel genel başkan adayı Koray Aydın’dan (56) başka Devlet Bahçeli’nin artık bırakması gerektiğini söyleyen kimse yok. 62 yaşındaki Bahçeli’nin söz konusu tüzük maddesinin etrafından dolanmak için ne gibi bir önlem alacağını bekleyip göreceğiz (akıllara Putin-Medvedev ikilisi geliyor).

Ahmet Türk de 68. yaşını idrak ettiğine göre, mecliste grubu bulunan partiler içinde en genç genel başkan 56 yaşındaki Erdoğan. DTP tüzüğünün diğer partilerin tüzüklerine göre daha kısıtlayıcı olduğunu da belirtelim. Şöyle deniyor tüzükte:

Genel  Başkan  üst üste en fazla iki olağan kongre dönemi için seçilebilir. Bu süre her halde 6 yılı aşamaz. Bir kişinin tekrar genel başkanlığa aday olabilmesi aradan bir olağan kongre döneminin geçmesine bağlıdır.

Görüldüğü gibi ortalık Master Yoda’lardan geçilmiyor. Buna karşın ben sorunun yaşla ya da bir kişinin üst üste kaç dönem genel başkanlık yaptığıyla doğrudan ilişkili olduğunu düşünmüyorum. O konuya da başka bir zaman girelim, şimdilik en azından Türkiye’de siyasetin gündemini belirleyen partilerle ilgili bir liste çıkartmış olduk.

Kaynaklar:

  • İlgili Wikipedia maddeleri
  • Cenaze namazı fotoğrafı buradan.
  • Master Yoda fotoğrafı buradan.

Read Full Post »

Jack Benny: Mağara Adamı Günlerdir düşünüp duruyorum: bizim medya Genelkurmay Başkanına neden mağara adamı muamelesi yapıyor acaba? 14 Nisan’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı konuşmanın boncuk arama faslı yeni bitmişti ki bu sefer de 29 Nisan konuşması girdi gündeme. 1 Mayıs ve kabine değişikliği gibi başka önemli gündem maddeleri olmasa bir açıklamanın ne kadar sündürülebileceği konusunda benzersiz bir örnek daha sergileyecekti “apoletli medya”mız.

Kalemşorlarımızın, bu açıklamaları, bir bebeğin ilk birkaç kelimesini heyecanla karşılayan ebeveynleri gibi şefkatle, dünyaya bakışımızı dönüştüren bir düşünürün tilmizleri gibi dikkatle, çoktan yeryüzünden silinmiş bir canlı türünün kalıntılarını bulmuş bilim adamları gibi coşkuyla karşılamasını bir yerde anlıyorum. Türkiye’de tarihi –ve aslında her şeyi- dondurmaya çalışan, işine gelmeyeni görmezden gelmek, görenleri cezalandırmaya çalışmak konusunda öncülük eden kurumun en üst düzey yetkilisinin, iğne deliğinden bir şeyler gördüğünü ilan ettiği açıklamalarının tarihsel bir önemi olduğu doğru. Ama bu, o açıklamaların, bir bebeğin ilk birkaç kelimesi kadar naive olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Çelişkilerle dolu bu açıklamaların (ve tavrın) şimdiye dek okuduğum en güzel eleştirisini “Hukuk Devletinin Genel Kurmay Başkanı” yazısıyla Ragıp Duran yapmış. Paylaşmadan edemedim.

Duran’ın “Apoletli Medya” başlıklı blogu medya eleştirisi konusunda zihin açıcı yazılarla dolu. Mesela, medya eleştirisinin sağlıklı olabilmesi için bağımsız olması gerektiğini söylüyor. Duran’la ilk tanışmam Serge Halimi’nin Fransız medyasını derinlemesine eleştirdiği kitabı Düzenin Yeni Bekçileri’nin Türkçe baskısına yazdığı önsöze dayanıyor. O uzun önsöz, bana göre kitabın kendisinden daha etkileyiciydi. Türkiye’de medyanın askerle, parayla, mafyayla, MİT’le ilişkisi hâlâ bakir sayılabilecek bir araştırma alanı. Ragıp Duran da bu alanı inatla gündeme getiren, çarpıklıkları eleştiren, görmezden gelineni gösteren tecrübeli ve çalışkan bir gazeteci.

Fotoğraf: Komedyen Jack Benny, TV şovu “The Jack Benny Show”un bir sahnesinde mağara adamı kıyafetiyle ilkel bir keman çalarken. Fotoğrafçı: Allan Grant, 10 Ekim 1962, Life (kaynak)

Read Full Post »

1953 New York Basın Grevi Sabah’ın yeni genel yayın yönetmeni Erdal Şafak, bu pozisyona getirildikten kısa süre sonra köşesinde “Basının Başağrıları” (9 Mart 2009) başlıklı bir yazı yayımladı. Liberation gazetesinin genel yayın yönetmeni Laurent Joffrin’in Medya-Paranoya başlıklı kitabından aktardığı medyanın üç baş ağrısı şunlardı:

  1. Üslup ve içerik zayıflığı
  2. Teknolojik gelişmelere ayak uyduramama
  3. “İşbirlikçilik” ilişkileri nedeniyle itibar kaybı

Sabah’ı daha güçlü bir noktaya taşıma arzusunu her fırsatta dile getiren Şafak’ın dünkü yazısı ise “Yıldönümü” başlığını taşıyordu. Gazetenin kuruluşunun 24., Çalık grubu tarafından satın alınmasının ise 1. yıldönümü dolayısıyla gazetenin tarihini özet geçmiş Şafak. Bu tarih, alışık olduğumuz türden bir tarih. Önce kronolojik sırayla gazetenin patronları sıralanmış. Sonra da “Destanın Kahramanları” altbaşlıklı bölümün başında gazetenin genel yayın yönetmenleri arz-ı endâm ediyor. Gerçi Şafak genel yayın yönetmenlerini “destanın kahramanları” arasında saymıyor, ama yine de onları daha yukarıdaki patronlarla birlikte değil de bu altbaşlığın altında anıyor olmasının bir anlamı olmalı.

Hasan Hüseyin KorkmazgilGelelim “destanın kahramanları”na. İlk sırada “Patronajdaki ve yönetimdeki gelgitlere, istikrarsızlığa rağmen işini canlabaşla yapan, hatta maaşların ödenemediği aylarda bile ozan Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dizesiyle “Acıyı bal eyleyerek” gazetesi için gecesini gündüzüne katan Sabah çalışanları”nı sayıyor Erdal Şafak. Tam da burada bende şafak atıyor. Çünkü, bildiğiniz gibi Sabah-atv çalışanları (daha doğrusu, çalışanların bir bölümü) 13 Şubat’tan beri grevdeler. Ama belli ki Erdal Şafak, maaşını almadığı zaman bile “canlabaşla” çalışanları hakları için mücadele edenlere yeğ tutuyor. İşin daha üzücü yanı, bunu söylerken Hasan Hüseyin’i alıntılamakta beis görmemesi.

Çelişkiler burada da bitmiyor. Biraz önce arama yaparken gördüm ki Erdal Şafak katıldığı bir televizyon programında (“Medya Mahallesi”, CNN Türk) “Küresel ekonomik kriz sonrası sosyalizm bir seçenek haline geldiği için biz komünizim ya da sosyalimiz savunan bir yazar arıyoruz.” demiş (1, 2, 3). Şafak’a sormak lâzım: grevdeki çalışanların mücadelesini ezip hiçbir sosyalist yapmaz, ama diyelim ki teklifinizi kabul edecek bir sosyalist buldunuz; o sosyalist yazar da mesela köşesinin bir kısmını her gün grevdeki Sabah-atv çalışanlarına ayırmaya karar verdi. Sizin dümeninde olduğunuz gazete yönetiminin buna tepkisi ne olur?

Başa dönecek olursak; basının başağrıları olarak sayılan üç faktörden ikisi (üslup ve içerik zayıflığı ile işbirlikçilik ilişkileri nedeniyle tükenen itibar) doğrudan doğruya Türkiye’de basın çalışanlarının sendikasız olmasıyla ilgilidir. Övgüyle söz ettiğiniz Liberation gazetesi de Avrupa’nın başka saygın basın kuruluşları da saygınlıklarını sendikalı olan, patron baskısından bütünüyle azade olmasa da onu asgarî düzeyde hisseden, dolayısıyla hür iradesiyle haber yapabilen gazetecilerin çabasından alır. Sendikasız, her an işten atılma korkusu yaşayan, bu kaygısını yazdığı habere, yaptığı yoruma yansıtan gazetecilerle bu baş ağrısını dindiremezsiniz.

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dizesiyle söyleyecek olursak: “Kör olasın demiyorum, kör olma da gör…”

Not: Sabah-atv grevi başladığından beri Turkuvaz grubu yayınlarından hiçbirini almıyorum. Herkesi, grevdeki çalışanları desteklemeye ve söz konusu yayınları protesto etmeye davet ediyorum.

Kaynaklar:

  • Üstteki fotoğraf: “New York’ta basın grevi sırasında çıkan ince gazetelere burun kıvıran kadın okur”, Fotoğrafçı: Ralph Morse, Life, Aralık 1953 (kaynak)
  • Hasan Hüseyin çizimi buradan.

Read Full Post »

Yerel seçimler sonrasında yapılan ilk Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Cemil Çiçek’in basının karşısına çıkıp “Türkiye bir defa daha demokratik rüşdünü tüm dünyaya ispat etmiştir.” diye açıklama yapınca aklıma, ister istemez, tarih ders kitaplarında sıkça karşılaştığımız şu ifade geldi: "Anadolunun Türk yurdu olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu.” Aşağı yukarı her savaştan sonra “savaşın sonuçları” bölümünde böyle bir ifade görürdük. O yüzden tarih sınavlarında emin olsak da olmasak da herhangi bir savaşın sonucu olarak bunu aynen yapıştırırdık. Çoğu zaman tutardı.

Dünyanın hangi ülkesinde bir hükümet yetkilisi çıkıp da “demokratik rüşdümüzü ispat ettik” gibi ezik bir ifade kullanır? Böyle bir ifadenin kullanılması her şeyden önce demokratik rüşdün aslında henüz ispat edilmediğinin göstergesi değil midir?

Read Full Post »

Aydın Doğan Doğan Yayın Holding’e kesilen vergi cezasını duymayan kalmadı. Cezanın mahiyeti hakkında bilgi sahibi değilim. Konuyla ilgili haberler ve değişik çevrelerden pek çok köşe yazarının ihtiyatla ifade ettikleri görüş, bu cezanın seçim sath-ı mailinde her türlü doğru/ yanlış anlamaya müsait olduğu. Tabii Doğan Yayın grubuyla AKP hükümeti arasındaki çatışma yeni değil. Bunun o çatışmanın bir ürünü olup olmadığı henüz açık değil. Başbakan Erdoğan’ın medyayı boykot etme çağrısı iç ve dış basında ve çeşitli uluslararası basın kuruluşlarında yankı bulurken, Aydın Doğan da açıkça Erdoğan’ı eleştiriyor (bu, yani “açık eleştiri”, en azından benim görmeye alışık olduğum bir durum değil).

Sonuç olarak, AKP hükümeti ile Doğan Yayın Holding arasında ciddi bir çatışma olduğu herkesin malumu. Bu çatışma içinde bir şey dikkatimi çekti. Vergi cezası İMKB’ye bildirildikten sonra Fehmi Koru, köşesinde şöyle yazdı:

Vergi cezasına çarptırılan grubun medya organları hayli zamandır bir ‘varolma-yokolma’ kavgası veriyorlar. Gözden kaçan şu: Verilen kavga patronlarının ‘varolma-yokolma’ kavgası değildir; medyada köşeleri kapmış olanların değişen ve farklılaşan bir zeminde değişime direnerek ayakta kalma ve varlığını sürdürme kavgasıdır bu. Kendileri değişemiyor, gazete ve televizyonlarını da değişime sımsıkı kapıyorlar; patronlarını da bu tavrın doğru olduğuna inandırıyorlar.

Fehmi Koru, Tayyip Erdoğan Fehmi Koru’nun patronlarla köşe yazarları arasında böyle bir ayrım yapması, en azından “pop sosyolog” diye nitelemeyi sevdiği Ertuğrul Özkök’e yüklenirken Aydın Doğan’ın zekasını övdüğü yazılarıyla tutarlı bir çizgi izliyor.

Bu yazının yayımlanmasından iki gün sonra, “Bir Faslın Ardından…” başlıklı yazısında yine aynı yazar, Aydın Doğan’ın da katıldığı bir fasıl organizasyonundan söz ediyordu. Kendisi ve yakın dostlarının aylık olarak düzenledikleri fasıllardan birine Doğan’ı da çağırmaya söz vermiş olan Fehmi Koru, bu sözü yerine getirmek için bu ayı seçmiş belli ki. Aydın Doğan’ı ve Ahmet Hakan’ı davet ettikleri fasılın hayli eğlenceli geçtiğini aktaran Koru, Aydın Doğan’ın geceden mutlu ve streslerinden ayrılmış biçimde ayrıldığını da sevinerek dile getiriyordu. Ben daha sonra gördüm, ama Ahmet Hakan geceyi bir gün önce köşesine taşımış. Konuya 24 Şubat’ta tekrar değinen Taha Kıvanç (Fehmi Koru), yine medya patronuyla yazarları arasında bir ayrım yapmaya özen gösteriyor.

İlginç bir tesadüf eseri Zaman Pazar’ın 22 Şubat günkü sayısında Ertuğrul Özkök’ün kızı Gülümsün Özkök Saatçi’yle bir röportaj gerçekleştirilmiş. Bu röportajda da Gülümsün Hanım Tayyip Erdoğan’ı çok karizmatik bulduğunu söylüyor. Röportajın sunumunda Gülümsün Hanım’ın üniversite öğrenciliği sırasında bir türbanlı/başörtülü öğrencinin sınıftan çıkartılmasına gösterdiği tepki de özel bir yer tutuyor.

İlk ve en basit tepki “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” oluyor tabii. Elbette AKP ile Yeni Şafak ve Zaman gazetelerini aynı merkezden yönetilen organlar gibi görmek ya da Gülümsün Hanım’ın Aydın Doğan’la profesyonel bir ilişkisi olduğunu veya bir şekilde babasını temsil ettiğini düşünmek indirgemecilik olur. Yine de bütün bu olanları bütünüyle birbirinden bağımsız, tesadüfî olaylar olarak görmeye içim el vermiyor. Bizim belagatimiz yetmiyor tabii; Taha Kıvanç konuya el atsa kim bilir kaç yazı çıkarırdı bu muhabbetten…

Fotoğraflar: Aydın Doğan fotoğrafı bu kaynaktan, diğer fotoğraf bu kaynaktan.

Read Full Post »

Sabah-atv Grevi

Bilindiği gibi Turkuvaz (Sabah/atv) grubu çalışanları medeni koşullarda çalışmak ve gaspedilmiş haklarını geri kazanmak için greve gittiler. Grev bugün 6. gününe girdi. Çalışanlar grevin 5. gününde işten çıkarıldılar (Anayasaya göre grevdeki işçinin işten çıkarılması suç teşkil ediyor).

Sabah - atv Yasal hakları için mücadele eden Sabah/atv çalışanlarının bizlere bir çağrısı var:

Herkesten istediğimiz tek şey, bu usulsüzlüğe katılmamaları. Sabah, Fotomaç, Takvim, Aktuel, Cosmopolitan, Bebeğim ve Biz, Otohaber, Sofra, Homeart, Bazaar gibi dergileri okumamaları, ATV izlememeleri.

Grevle ilgili sendika haberlerini Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın Sabah ATV Grevi sayfasından, grev blogunu da şu adresten takip edebilirsiniz. En azından “5. gün ve işsiziz” başlıklı çağrılarını okumanızı öneririm.

Belki grafik tasarım yönü kuvvetli bir arkadaş Sabah/atv grevi için bir boykot grafiği hazırlar. Sürmekte olan Yörsan grevi için hazırlanan grafikleri de hatırlayalım:

Yörsan

Yörsan

Read Full Post »

Older Posts »