Eleştiri, görüş ve önerilerinizi bu sayfada yorum olarak paylaşabilirsiniz.
-
Son Yazılar
-
Son Yorumlar
Kategoriler
- Edebiyat (16)
- Güncel (11)
- Lalettayin (43)
- Müzik (7)
- Tarih (51)
- Cumhuriyet (25)
- Osmanlı (17)
- Toplum (2)
- Web (8)
Etiket Bulutu
27 Mayıs 1960 1908 AKP Almanya Antropoloji Batılılaşma Bilim Blog CHP Cumhuriyet Dil Din Edebiyat Ergenekon Evrim Eğitim Fes Fransa Gazete Güncel Kahve Kitap Lalettayin Meşrutiyet Milliyetçilik Mustafa Kemal Müzik Osmanlı RSS Serpuş Meselesi Tarih Tez Tuzu Biberi Türkiye Web Yayıncılık Yeniçerilik İdeoloji İktidar İskandinavya İsmet İnönü İstiklâl Mahkemeleri İsveç İttihat ve Terakki ŞapkaArşiv
- Bu blog, bu satırları yazanın yazma (gevezelik etme) ihtiyacını gidermek amacıyla oluşturulmuştur ve bu amaçla sürdürülmektedir. Konuşmaya, tartışmaya, yorumlara sonuna kadar açıktır. Buyurun.
Başlıktaki Fotoğraf
Bir otomotiv işçileri sendikasının toplantısında işçiler.
Yer: Peoria, Illinois, ABD
Yıl: 1958
Fotoğrafçı: Francis Miller

Bu arada Martaval çok güzel dergi ismi olurdu. “Martaval okumayın!” mottosu ise kolay kolay akıldan çıkmazdı herhalde.
Bu bir teklif mi
Bilmem, teklif olmasını mı istersin?
Yok canım, meraktan sordum
Şaka bir yana bir e-zine olarak da düşünülebilir aslında.
Blog yalnızca Osmanlı tarihi çerçevesinde dönecek diye düşünmüştüm başta ben. Oysa farklı alanlara da açılıyor.
Aslında ana sayfada da söylediğim gibi, benim açımdan amaç yazma (gevezelik etme) ihtiyacımı gidermek. Bu ara ağırlıklı olarak Osmanlı tarihi üzerine gevezelik etme ihtiyacı hissediyorsam da o değiştiğinde blogun yönü de değişir diye tahmin ediyorum. Tarih konusunda da ağırlıklı olarak kitap notları yer alacak sanırım. Çoğu zaman alıntıladığım bölümler yorum yapmayı anlamsız kılacak ölçüde çarpıcı oluyor. Bir sonraki durak Prolegomena olur belki de, kim bilir?
Martaval yazarı (müsteşar efendi) bloga yeni yaı girsin! (Bu noktada başlık resmindeki işçi kalabalığından bir alkış kopar…)
Blog yazarını merak ettim, kimsiniz ? Ne yer ne içersiniz ? neden okur neden yazarsınız ?
Merhaba,
“Kimsiniz” sorunuza kimliğimi açıklayarak yanıt vermemeyi tercih edersem beni kabalıkla itham etmezsiniz umarım. Tabii bu durumda “kimsiniz” sorusunun sormuş olabileceği başka soruları da ıskaladığımı kabul ediyorum. Yiyip içtiklerim de benim olsun, gördüklerimi anlatayım
Neden okuduğum sorusunu her ne kadar gönülden yanıtlamak istesem de bu sefer de cevabını bildiğimden emin olamıyorum. Herhalde anlamak için okuyorum. Neden yazdığıma gelince: yazıya/ yazışmaya dayalı bir söyleşim yakalayabilmek için yazıyorum. Yazarak gevezelik etmek istiyorum; yazmayı seven başkalarının gevezeliğine ortak olmak istiyorum. Yazmanın ne düşündüğümü anlayabilmek için iyi bir egzersiz olduğunu düşünüyorum.
Peki aynı soruları ben size sorsam? Kimsiniz ve buraya nereden geldiniz? Neden okursunuz? Yazar mısınız?
Verdiğiniz cevaptan yazarlık kadar, kaçamak döğüşte de başarılı olduğunuzu öğrenmiş olduk
“Martaval” yazısı dikkatimi çekti (çok kaba bir kelime olduğunu düşündüm) ve Dashboard’ımda sadece meraktan tıklayarak geldim.
Lakin bir kaç makale okuduktan sonra önyargımdan arındım, bu sefer yazarı merak etmeye başladım.
Ben henüz yazamıyorum, Yakın tarih, piskoloji ve klasik Türk edebiyatı okurum… hâ birde “eylemsiz düşünürüm”.
Yakın tarih benim yeni yeni (son birkaç haftadır) hayretle okuduğum bir alan. Ne yazık ki konuyla ilgili olarak çok bilgili değilim, ama elimden geldiğince araştırmaya, öürenmeye çalışıyorum. Sizin de okuduklarınız benzer çizgideyse belki okuduklarımız üzerine konuşabiliriz, diye düşünüyorum. Ben şimdiye kadar okuduklarımı özellikle bu blog yoluyla paylaşmaya çalışıyorum. Tabii bir de konuyla ilgili izlenimlerimi. Ama daha yolun çok başındayım, bu nedenle eleştirilere, başka kaynak önerilerine, farklı yorumlara kapılarımı sonuna kadar açtım. Umarım siz de konuşacak, tartışacak bir şeyler bulursunuz “martaval”da… Tabii bir de kendi blogunuzu yazmaya başladığınızda (böyle bir planınız varsa) haberdar olmak isterim.
Psikoloji ve klasik Türk edebiyatına ne yazık ki oldukça yabancıyım. Ama çağdaş Türk edebiyatıyla, özellikle de öyküyle ilgili sayılırım. Uzun Hikâye‘de öykü üzerine lezzetli sohbetler yapıyoruz. Belki ilginizi çeker.
Lâkin “eylemsiz düşünür” olmak nasıl bir şey onu tam anlayamadım. Yazmadan düşünmek zor olacağına göre “yazamıorum”u “düşündüklerimi henüz formüle etmeye başlamadım” biçiminde mi anlamalıyım?
Sevgili blogger, acaba yorumlarımızın yanında yer alan resimleri (sanırım otomatik atanıyorlar) nasıl değiştirebiliyoruz?
Merhaba,
Resimleri Gravatar‘a üye olarak değiştirebilirsiniz. WordPress Gravatar’ın eposta adresleriyle ilişkilendirdiği resimleri kullandığından burada yorum yaparken kullandığınız eposta adresine atadığınız avatar görünecektir.
Gravatar’a üye olmayanlar için sistem otomatik olarak üretiyor. Senin için ürettiği de bayağı kıl bir şeymiş. Şans işte
Sevgiler.
Blog’unuzu takip etmeye çalışacağım, kolay gelsin.
Serdar Sabri
ÇİŞİ VARMIŞ
Bekliyordum, odacılar «müdürün,
İşi vardır, git yarın gel» dediler,
Ertesi gün oldu, gittim yanında
«Eşi vardır, git yarın gel» dediler.
Şu zalim işsizlik yaman mı yaman,
Neylersin eloğlu tanımaz aman,
«Saat onbir, beyin her gün bu zaman
Duşu vardır, git yarın gel» dediler.
îhsani’yem herif rahat yerinde,
Ne bilsin ki yaralarım derinde,
İnanmadım, bana bir seferinde
«Çişi vardır, git yarın gel» dediler!
(sayfa 119)
Aşık İhsani
(Dünden Bugüne Aşık İhsani, May Yayınları, 1976)
Not: Sayın site sorumlusu, Ahmet Özer’in blogcu sitesinden iletinizi gördüm. 1982 yılında Trabzon’dan aldığım bu kitaptan şiiri size postalıyorum.
Ne kadar teşekkür etsem az! Umudu kesmeye başlamıştım bu şiiri bulabileceğimiden. İlk okuduğumda çok sevmiştim bu şiiri. Şimdi yeniden okudum, yeniden sevdim. Çok çok teşekkürler.
AŞIK İHSANİNİN O KİTABI BENDE DE VAR….
BENSE ÜSKÜP MAKEDONYADAN SESLENİYORUM
BAKİ SELAM
Güzel site, readerıma ekledim. Yazmaya, paylaşmaya devam.
Sevgiler.
Teşekkürler,
Ben de düşünceler.org’u takip ediyorum, fakat yorum yapma olanağı olmadığı için etkileşim pek kolay olmuyor.
Sevgiler.
Evet. Önceden çok yogun yorumlar, tartismalar olurdu ama sonradan yorumlara kapali hale getirdim.
Bazen (hatta cogu kez) normal sartlar altinda fikrine zerre kadar kiymet vermedigim, yazis stilinden fikir paylasmak icin degil de laf sokmak, belalti vurmak icin gorus serdeden, tartisma yaratan ifadeler kullanan ziyaretciler oluyor. Ben de bu durumlarda fevri davranip cevap vermeye calisiyorum, cok zaman harciyorum. Bir de yapim geregi dusundugunu apacik soyleyemeyen birisiyim. Hele kendi yorum mekanimda sacma sapan yazan bir gerizekaliya bunu acikca soyleyemiyorum. Bu acidan da daha bir yazi yazarken “surasina soyle derler, burasina bu acidan yaklasirlar, su ifadeye bir kulp takarlar” diyerek kesip bicmeye, egip bukmeye basliyorum. Yapmamam gerek ama iste, yapiyorum.
11 binden fazla yorum yayimlanmissimdiye kadar sitede. Tartisma, yeni fikirler vs iyi ama buyuk cogunlugu sig ve gereksiz olunca olmuyor. Keciboynuzu yemek gibi. Vakit de onemli bir sorun. Yorumlara cevap vermeye ugrasmak basli basina ugras. Cevaplamasan elestiri havada kaliyor. Bunu engellemek icin bastan yazarken otosansurle yaziyi kesip bicmeye basliyorsun, o hic olmuyor.
Bir de ben kisisellestirmek istedim siteyi biraz daha. Yani, cok faal, sIkI tartismalarin oldugu guncel bir blog degil de hesap sormaya, acik yakalamaya kalkacak yorumcularla ugrasmak zorunda kalmadan aklima estigimde paldir kuldur yazacagim bana ait bir alan olmasini istedim.
Simdilik oyle, ileride ne olur bilinmez.
Sevgiler.
Müstear Efendi Bey,
Yahu ben sizin bloğu görmüşüm, ziyaret etmişim, linklerime eklemişim. Öyle kafam karışık ki şu an, doktordan geliyorum (korkmayın, deli doktorundan değil, sadece sinüzitim azdı!) ve sizi şimdi yeniden keşfettiğimi utanarak itiraf ediyorum.
Ve çok şahane bir blog bu diye nida üretiyorum! Zihninize ve elinize sağlık.
Tekrar Merhaba Metin Bey,
Öncelikle geçmiş olsun. Beni de bu havalar mahvedecek
Ziyaret etmiş, üstelik bir yorum da yapmıştınız. O zaman da böyle güzel şeyler söylemiştiniz (kim bilir daha önce kaç blog yazarına söylediniz, sizi çapkın
). İşi iyice sululuğa döktüm. Neyse…
Güzel sözleriniz için teşekkürler. Ben de jazzetta’yı takip etmeye çalışıyorum. Paylaşmaya devam
Efenim asıl ben teşekkür ederim. Jazzetta ile Utopos (http://utopos.wordpress.com) uzun süredir yarı-terkedilmiş ve harap vaziyetteler. Sizi Soğuk Yemek’e de beklerim (http://loverisloser.wordpress.com).
Saygılar.
benim time dergisindeki M. Kemal ile ilgili yazı ilgimi çekti. Okulda T. Timur’un Türk Devrimi ve Sonrası adlı kitabı okutulurdu, kitabın kapağında M. Kemal’in Time dergisine kapak olduğu sayı ve Türklerin efendisi anlamına gelen o malum cümle.
Müstear Efendi sayesinde Time’ın ikinci bir kapağı olduğunu öğrendim, Okullu yıılarımda Time dergisine kapak olduğu için
M. Kemal’le müthiş gurur duyan arkadaşlara ve Taner Timur’a diyecek söz bulamazdık, gerçi T. Timur, görece demokrat ve kültürel üst yapının jakobenist olduğunu, sırf muhaliflikten ve sesini duyuramamaktan dolayı da askerlerin bile destek verdiği ayaklanmaların olduğunu kabul ederdi. bu durumun devrim yıllarında olunması ile açıklardı, ve bir entellektüle bir akademisyene yakışmayacak şekilde M. Kemal muhaliflerine de, bugün de bazı çevrelere denildiği gibi, hain, irticacı falan dediği de oluyordu. şu bir gerçek ki T. Timur time dergisinin ikinci yazısından haberdar olmaması mümkün değil.
Türk halkı, kendini ve sevdiklerini eleştirenleri hiç sevmiyor bir takım kurnazlıklara yapıyor, M. Kemal ile ilgili yazılmış tüm olumlu şeyler daha da olumlanacak şekilde basılıyor dağıtılıyor, buna karşılık karşıt söylemler, kanunen yasaklanıyor. Bu söylemleri yapanlar vatan haini, despot mürteci, kendilerine baksınlar oluyorlar, ama iddia bir türlü tartışılamıyor.
@Mehmet: Şu ya da bu öğretim üyesinin derslerini kendi görüşleri/ düşünceleri doğrultusunda zenginleştirmesinin kötü bit yanı yok tabii ki, ama bütün bir eğitim sistemi dönüp dolaşıp aynı şeyleri ezberletmenin köhne bir aracına dönüştürülünce işte şimdi olduğumuz noktaya geliyoruz. Yakın tarihi hakkında neredeyse hiçbir gerçekten, tartışmalı hiçbir olaydan haberdar olmayan bir bağnazlar sürüsüne dönüşüyoruz. Ama öyle sanıyorum ki içinde bulunduğumuz çağ artık Türkiye’nin böyle devam etmesine izin vermeyecek. Hiç olmazsa ona biçilen misyonların bir yakın geçmişe dönük hesaplaşmayı zorunlu kıldığı muhakkak. Umalım da bu hesaplaşma bilimden, tarihsel gerçeklerin açığa çıkarılmasındaan, insan haklarının geliştirilmesinden yana olsun.
evet çok doğru bir nokta, 16 yıllık öğrenim hayatım boyunca hemen her dersle ilgili bir tarih okudum, tarih insanlığın ortak mirası mı, acaba millisi olur mu diye hiç düşünmedim. hep aynı yerde dönüp durdum. fatih istanbulu fethetti, M. Kemal memleketi düşman işgalilnden kurtardı. Kendimi hiç yormadım. evet istanbul bizde ve vatanımızda tek bir işgalci anlamında düşman yok, demek ki anlatılanlar doğru. tek bir arkadaşımızın andımızı söylerken ne mutlu türküm diyene haykırmadığı an boğazına sarılmaya hazırdım….dönüp dolaşıp aynı şeyleri ezberledim inancım pekişti.
cunta nedir, 6-7 Eylül olayları, varlık vergisi, kürtlerin bu memleketle problemi, ahmet kaya, şeyh sait ayaklanması, Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanun, 12 Mart, 27 mayıs, gaziye suikast girişimi, çok partili siyasi hayata geçiş, halk iradesi gündemimizde hiç yoktu…. belkide hiç yaşanmamıştı, ama yurdun düşman işgalinden kurtulması bir gerçekti, nufus mübadalesi de gerçekti çünkü yurdumuzda tek bir rum dahi kalmamıştı, bunun yanında yurdumuzda 1. dünya savaşından sonra ermeni de kalmamıştı, herkes ya türktü ya da türk olmaya yakındı. bazıları soyismini değiştirmişti, bir anlam verememiştim, eşit muamele görmek diye bir laf dolaşıyordu. kimin imtiyazı var, ne eşitliği herkesin bir oy hakkı yok mu. parti kurmak serbest değil mi…….
Çerçevelerimi o gün görmüştüm.
Bu blogu tam da sizin sıralamış olduğunuz bütün o soruları (ve daha başkalarını) kendi kafamda cevaplayabilmek ve bulduğum cevapları başkalarıyla da paylaşabilmek için kurdum. Resmî tarih tezinin dışına çıkıp saygın kaynaklara yönelince neredeyse her paragrafı şaşırarak okuduğumu fark ettim. Bize öyle öğretilmemişti. Bunları ben bilmiyorsam benimle aynı eğitimi almış milyonlarca insanın da bilmiyor olma olasılığı epeyi yüksekti. Hiç olmazsa tartışmaya bir yerinden başlamak istedim. Konuya ilgi duyan başkaları tarafından zenginleştirildiği sürece ben de mutlu oluyorum.
Hani yazar “Bir anlığına da olsa başkalarının hissine bürünebilseydim…” demiş ya; okumaların, düşülen notların paylaşıdığı martaval’ı uzun süredir “kendimden” bularak okuyorum. Teşekkürler
Merhaba,
Çoğu zaman oldukça kişisel olduğunu sandığım duygu ve düşüncelerimin böyle karşılık bulması beni de sevindiriyor.
Teşekkürler.
blogunuzu takip ediyorum. hatta ondan istifade ediyorum. belirtme gereği duydum. elinize sağlık müstear bey.
paylaşmaya devam.
saygılar, sevgiler.
O zaman ben de takipteyim
Selamlar
Beyefendi, üzerinizde biraz tembellik mi var acaba yazı yazma konusunda? Martaval okuyamıyoruz. : )
Tam üstüne bastınız
Elim gitmiyor bir şeyler yazmaya. Yazın bir ara verdik, o aradan sonra bir daha toparlanamadık. Bakalım uzun kış günleri yardım edecek mi?
blog açmak içini açar mı insanın? yalnızlık paylaşılmaz ama hafiletilir mi blogla? bir de insanlar günlük yemeden içmeye vs. her bir şeylerini yazarlar buralarda sen ne dersin?
Blog açmak bir şişe şarap açmak gibidir, ne niyetle açılırsa o niyetle içilir.
(Ben kim büyük laf etmek kim, ancak bu kadar oluyor
)
Sağol cevap için.
Müstear Efendi
Bu rss hizmetin için çok teşekkür ediyorum. Yalnız bir durum varmış sanrıım. Bu yahoo pipes v2′ye geçiş yapacakmış. V2′ye geçtiğinde tüm hazırlamış olduğunuz rss ler çalışmıyor, deneyerek gördüm. Yahoo yakın zamanda tüm v1 engine ile çalışanları v2 ye yükselteceğini duyurmuş. Acilen v2′ye uyarlamanız mümkün mü?
martaval çok güzel bir site ödevime de yardımcı oldu… çokkkkkkk teşekkür ediyorum
benim de ödevime yardımcı oldu sude ben de senin gibi çok teşekkür ederim
Farklı bir site olmuş. Hazırlayanlara teşekkürler. Başarılar.