Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Mesajlar Etiketlendi ‘Osmanlı’

Resmi tarih, ısrarla Milli Mücadeleyi yedi düvelle savaş olarak sunmuş; ve yedi düvelle yapılan bu savaştan da muzaffer çıkıldığı düşüncesini kafalara sokmuştur. Bu konuda geliştirilen milliyetçi-kahramanlık söylemi (hamaset edebiyatı densin), sorunun özünü gözden kaçırmaya yaramıştır. Bu amaçla, o kadar büyük bir zorlama yapılmıştır ki, Şark Sorunu‘nu nihai olarak ‘çözmek’ üzere toplanan Lozan paylaşım anlaşmasına Türkiye’nin [...]

Yazının Tamamını Oku »

Mustafa Kemal’in 1912-1913 yıllarında Enver’le ilişkilerinin bozulması, onun adına, talihsiz bir gelişme olmuştur. Çünkü Şarköy çıkartmasının başarısızlığa uğramasından bir yıl sonra Enver, Türkiye’nin en üst düzeydeki askerî lideri konumuna gelmiştir. Pratikte Çatalca hattındaki direnişi Enver idare etmiştir ve taraftarlarının, Eşref (Sencer) ve Süleyman Askerî gibi fedai subayların idaresindeki 3500 gönüllüden oluşan bir kuvvet de onu [...]

Yazının Tamamını Oku »

Osmanlı devlet yapısında da benzer bir durum vardı. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı, Osmanlı sistemindeki şeyhülislâmlığın isim değişikliğiyle devamından başka bir şey değildir. Türkiye’nin laikliği, bu isim değişikliğinden ibarettir; ama bu ülkede isim değişikliğini önemseyen, ‘isme meraklı’ geniş bir ‘aydın’ kitle olduğu için, gerçek durumu ‘merak’ edenler her zaman sınırlı kalmıştır… Nasıl Cumhuriyet rejiminde Diyânet İşleri [...]

Yazının Tamamını Oku »

Haraç (vergi) toplama işini üstlenen mültezimler, devlete ödemek zorunda oldukları miktarın üstünde bir gelir elde etmek, bu işten kâr elde etmek durumundadırlar; ki bu, doğrudan üretici olan reâya üzerindeki ‘devlet korumasının’ ortadan kalkması ve sınırsız sömürüye açık hale gelmesi demekti. Fakat Osmanlı egemen sınıfı, tımar sistemini tasfiye etmeye girişmeden önce, ideolojik bir meşruluk zemini oluşturacaktı. [...]

Yazının Tamamını Oku »

Kahve, yeme içme kültüründe yerini aldıktan kısa süre sonra sanatın da konusu olmaya başlar. Ne yazık ki bu konuda kronolojik bir döküm yapabilecek durumda değilim. Yine de karşılaştıkça bir kenara not alıp düzensiz bir liste yapmaya çalışacağım. Aklıma ilk gelen örnek Johann Sebastian Bach’ın Kahve Kantatı (BWV 211). Bu kantatla ilgili şurada söylenenlere ekleyecek pek [...]

Yazının Tamamını Oku »

Kahve ve kahvehaneler konusunda kısa bir giriş İşsiz-güçsüzlerin zaman geçirmek için devam ettikleri kahvehanelere yönelik olumsuz bir yargı oluşmuştur. Zaten mekânın adı da artık kahvehane değil “kahve köşesi” olmuştur. Orada ömür tüketilir, sürünülür; kısacası hiçbir olumlu iş olmaz kahvehanelerde. Belki köyleri vareste tutmak gerekir; zira köylerde kahvehaneler hâlâ önemli bir toplumsal/ siyasî alan olarak, hattâ [...]

Yazının Tamamını Oku »

Cizye

Osmanlı sosyal formasyonu esas itibariyle tımar, has ve zeamet biçiminde ayrıştırılmış, tımarlı sipahilere dayanan ve sosyal artığa çeşitli adlar altında el koymaya dayalı bir devlet yapılanmasıydı. Sosyal artığa ekseri ayni olarak el konuyordu. İç ticaret önemli olmamakle beraber, ‘uzak mesafe ticareti’ üretim tarzının karakterinin bir gereği olarak oldukça önemliydi. Doğrudan üreticiden alınan haraç: 1) Çift [...]

Yazının Tamamını Oku »

Murat Belge, Türkiye’nin izolasyonizm politikasını çeşitli yönleriyle ele almıştı (bkz. “Yanlışı kabullenmenin huzuru” ve “Avrupa demokrasisi olma yolunda”). Bu tür konuları yazmayı Engin Ardıç da sever (bkz. “Atatürk’ün pasaportu var mıydı?”). Tabii onun “Atatürk iyiydi de çevresi kötüydü” teması etrafında dönüp duran (bu arada da CHP’ye giydirip AKP’yi yağlamayı görev bilen) üslubuna dayanamıyorsanız bilemem. Bu [...]

Yazının Tamamını Oku »

Mustafa Kemal, Enver’in en büyük rakibi olarak görüp korktuğu bir kimse olarak gösterilmektedir. Bu versiyon muhtemelen Mustafa Kemal’in Enver’den sonra Türkiye’nin siyasal ve askerî lideri olması nedeniyle benimsenmiştir. Bu durum, Mustafa Kemal ile Enver arasındaki mücadelenin iki eşit arasındaki mücadele olarak gösterilip Jön Türk dönemine de yansıtıldığı izlenimi doğrumaktadır. Aydemir, Mustafa Kemal biyografisinin ilk cildinde [...]

Yazının Tamamını Oku »

Sultan Abdülmecid de (1839-1861) 1845’te hem dini, hem de dünyevi (teknik-fen ve bilimsel) alanlarda bilgiye ihtiyaç olduğunu vurguluordu. Sultan, hemen ardından alimlerden, bürokratlardan ve yüksek rütbeli subaylardan oluşan Meclîs-i Maârif-i Muvakkat’in kurulduğunu ilan etmişti. Bu meclisin hedefleri arasında İslami sıbyan okullarının yeniden yapılandırılması, rüşdiyelerin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve bir yüksek okulun kurulması yer alıyordu. Bunun dışında [...]

Yazının Tamamını Oku »

Eski Yazılar »

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.