Morde ratesden,
Esur tinda serg! Teslarom portog tis ugor anleter, ferto tagan ugotahenc metoy-doscent zist. Norgunk!
Ubor-Metenga
“Korkuyu Beklerken”in isimsiz protagonistine gelen mektupta bunlar yazılıdır. Kendini yalnızlığa mahkûm etmiş, toplumdan korkan, yalıtılmışlığını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bir adamın fizikî olarak evine hapsolmasının ironik hikâyesidir anlatılan. Lâkin iş bu kadarla kalmıyor. Bu öyküyü, bana yönelik kaleme alınmış uzunca [...]
Yazının Tamamını Oku »
Posted in Edebiyat, etiketlendi Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Boris Vian, Bozkırkurdu, Demian, Edebiyat, Ernest Hemingway, Günlerin Köpüğü, Gustave Flaubert, Herman Hesse, Kitap, Madame Bovary, Siddharta, Silahlara Veda, Tuzu Biberi on 27/08/2009 | » yorum bırak;
[Gustave Flaubert] "Tek başına dolaşan biri için ne kadar da ıssızdır dünya!" "Bence insanlığın tek bir hedefi var: acı."
Madam Bovary ve Duygusal Eğitim romanları Avrupa için çığır açıcı oldu. Diğerlerinin aksine o, kahramanlarını müstesna kişilikler olarak betimlemek yerine ortalama kişilikler olarak betimlemeyi seçmişti ve bu, en azından, Avrupda’da ilk kez yapılıyordu. Bugün Balzac ve [...]
Yazının Tamamını Oku »
Posted in Edebiyat, etiketlendi Edebiyat, Ernest Hemingway, Fareler ve İnsanlar, Freud, James Joyce, John Steinbeck, Kafka, Kitap, Lolita, Madame Bovary, Sineklerin Tanrısı, Stendhal, Teneke Trampet, Tolstoy, Tuzu Biberi, Ulysses, Vladimir Nabokov, Yüzüklerin Efendisi on 20/08/2009 | 2 Yorum »
Yazmaya başlamadan önce:
Hemingway yirmi adet kurşun kalem açardı.
Sait-Pol Roux yatağa uzanırdı.
Stendhal bir saat kadar medeni kanun okurdu.
Rilke limon koklardı.
Celan elleriyle çınar ağacı kabukları ovalardı.
Tolstoy romanları dört beş kez yeniden yazardı.
Kafka gece üçte kalkar, işe gitmeden önce yazardı.
James Joyce Ulysses‘i yazmak için, kendi tahminiyle 20 bin saat çalıştı…
Reddedilen ünlü [...]
Yazının Tamamını Oku »
Posted in Edebiyat, Lalettayin, etiketlendi Alice Harikalar Diyarında, Anton Çehov, Edebiyat, Jane Austen, Kitap, Lewis Caroll, Nobel, Nobel Edebiyat Ödülü, Sineklerin Tanrısı, Tuzu Biberi, Vladimir Vladimiroviç Mayakovski, William Golding, Yayıncılık on 13/08/2009 | » yorum bırak;
[Anton Çehov] İki güçlü yanı vardı: Bir yandan Martı, Vanya Dayı, Vişne Bahçesi gibi yüzyıldan fazla bir zamandır sahnelenen unutulmaz oyunları yazarken, bir yandan da yazdığı sayısız öyküyle modern öykücülüğün temellerini attı. 20. yüzyılın hem edebiyatında, hem de tiyatrosunda bıraktığı kalıcı etki, aralarında James Joyce’un da bulunduğu birçok yazarda kendini gösterdi. Kafka ve Hemingway [...]
Yazının Tamamını Oku »
Posted in Edebiyat, Lalettayin, etiketlendi Albert Camus, André Gide, Bilge Karasu, Edebiyat, Franz Kafka, G.G. Marquez, Kitap, Marcel Proust, Max BrodAlfred Humboldt, Milan Mundera, Nobel, Nobel Edebiyat Ödülü, Pegasus Ödülü, Tuzu Biberi, William Faulkner, Yayıncılık on 06/08/2009 | » yorum bırak;
[Franz Kafka] 41 yıllık kısa hayatı bir türlü mutlu sona ulaşamadığı aşklar, otoriter bir babanın sadece var olmakla bile yarattığı baskı, bir sigorta şirketinde avukatlık, bir türlü sona ermeyen hikâyeler, romanlar arasında geçti. Kendi yazarlığı konusunda hiçbir zaman emin olmadı. Hatta son arzusu, basılanların dışında bütün yazdıklarının yok edilmesi, basılanların da bir daha basılmamasıydı. Bunun [...]
Yazının Tamamını Oku »
“Demek şimdi sen general rütbeli Rossiglione markisinin öcünü almak istiyorsun! Bakalım: Bir generalin öcünü almak için usulüne en uygun işlem üç binbaşı temizlemektir. Kolayından üç tane verelim sana, işin tamam olsun.”
“Galiba anlatamadım: Benim öldürmem gereken kişi Emir Isoarre. Şanlı pederimin yaşamına son veren oydu!”
“Anladık canım, anladık, ama emir öldürmek öyle kolay iş mi sanıyorsun… Dört [...]
Yazının Tamamını Oku »
Şövalye denince aklıma iki kişi gelir. Biri, dünyaca ünlü La Manchalı yaratıcı asilzâde Don Quijote’dir. Bir deri bir kemik kalmış zavallı atı Rocinante’nin üstünde, beraberinde Sancho Panza olduğu halde maceradan maceraya atılıp Tobosolu Dulcinea’ya aşkını kanıtlamaya çalışan bu tuhaf adam, Cervantes’in elinde edebiyatı yeniden kurmak için çelimli bir kahramana dönüşür. Yazıldığı dönemde oldukça popüler [...]
Yazının Tamamını Oku »
Posted in Lalettayin, etiketlendi ABD, Charles Bukowski, Cumhuriyet, Edebiyat, Flaubert, Giresun, John Fante, Julius Caesar, Ohio, Papa, Pontifex, Pontifex Maximus, Roma, Tarih, Tiber, Tiyatro, Tuzu Biberi, Şapka, İstiklâl Mahkemeleri on 15/05/2009 | » yorum bırak;
1896’da ABD’nin Ohio eyaletinde tiyatroya uzun/ yüksek şapkayla gelen her müşteri için tiyatro yönetimine 2 ilâ 10 dolarlık bir ceza kesilmesine karar verildi. Tiyatro ve opera gibi seyirliklere devasa şapkalarla gelip arka sıralardakilere zor anlar yaşatan müşterileri uyarmayan tiyatro yöneticilerinin karara pek sevinmediği anlaşılıyor. (Kaynak: “Ohio’s Anti-High Hat Law”, New York Times, 6 Nisan 1896)
1925 [...]
Yazının Tamamını Oku »
Annem oturmuş, Matzerath’la Jan ayakta dikiliyor. Ama o nasıl oturuş, o nasıl ayakta dikiliş! Bruno’ya aldırdığım bir pergel, bir cetvel ve bir gönyeyle bu triumvirat’ın –çünkü annem eksiksiz bir erkeğin yerini tutuyordu- üç üyesinin birbirine karşı konumunu belirlemek isteyecek kadar sersemce davrandım. Boyunlarındaki eğim açılarını ölçtüm, bacakları birbirine eşit sayılamayacak bir üçgen çıktı ortaya. Paralel [...]
Yazının Tamamını Oku »
Yenilmişe, zayıfa vurmak, bu yenilmiş kendi içimizden de olsa, kitlelere doğal, hattâ çekici gelir. Zayıf olana vurdukça kendini daha güçlü bulur, yenilmiş olanı ezerek kendini ondan soyutlamak belki de güçlülük, kurtulmuşluk duygusu verir. Kendi gücünün, kendi değerlerinin simgesi olmuş, ama bekleneni şu ya da bu nedenle verememiş olana saldırmakla hem düş kırıklığının öcünü almış hem [...]
Yazının Tamamını Oku »