Martaval’a son postu Aralık ayının başında göndermişim. Aslında o tarihten çok önce, 2009 yazında Martaval’ın bir varlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu hissetmeye başlamıştım. Yine de blog ağır aksak, kitap notlarıyla ve lalettayin başka şeylerle bir süre daha devam etti. Aralık aylarına gelindiğinde artık Martaval’ın ne tarafa gidebileceğine dair pek fazla fikrim yoktu. Aslında yapılacak çok şey vardı. Meselâ üniversitelerde hazırlanan tarih ve sosyal bilimler konulu master ve doktora tezleri engin bir derya sunuyordu eleştirel tarih okuyucusuna. Tek tek bu tezleri ele almak, tartışmak bile başlı başına önemli bir görev olabilirdi. Ama bunu, tekrarlara düşmden, yaratıcı bir emeğe dayandırarak sürdürmek ne kadar mümkün olabilecekti? Bu soru, Martaval’ın üzerine eğildiği “resmî ideoloji” ve “resmî tarih” için genel bir soruna işaret etmiyor muydu?
Tekrara düşme endişesinin yanında bir de politik dilin sınırları düşündürüyordu beni. Politika, özellikle de güncel politika, eğer aktif olarak içide yer alıp belirli bir değişim/ dönüşüm için çabalamıyorsanız, hızla anlamsızlaşma potansiyeli olan bir alan. Hem güncel politika üzerine kopartılan onca gürültünün içinde yeni ve özgün bir şey söylemek çok zor, hem de “ilkeli” siyaset denen şeyi görmeye pek alışık olmadığımız için bir kör dövüşünün içinde yolunuzu bulmaya çalışmak, daha doğrusu bulduğunuzu düşündüğünüz doğru yolu, savunduklarınızı bu gürültünün içinde gördükleri/ duydukları/ bildikleri her şeyi “ya bendensin ya onlardan” süzgecinden geçirmeye alışmış ergen bir zihniyete anlatmaya çalışmak ziyadesiyle yorucu. Bu noktada belki meselenin politik dilin sınırları değil de benim o sınırlar içinde yılmadan söz söyleme konusundaki dirayetim olduğunu düşünenler de olacaktır; onlar da kendi bakış açılarından haklılar elbette.
Bunlara ek olarak, okuduklarım da zamanla değişti. Martaval’ın yola çıktığı günlerde tarih ve daha özel olarak Osmanlı ve Cumhuriyet tarihine olan merakım depreşmiş, yakın bir dostumla tarih ve politika üzerine yaptığımız tartışmalar bu konulardaki bilgisizliğimi ortaya çıkarmıştı. Ben de ilk başta her okuduğum satırda hayrete düşerek (burada Eric Jan Zürcher’in ve köşe yazılarından çok yararlandığım Halil Berktay’ın isimlerini zikretmezsem büyük haksızlık olacak), sonraları iyice kavradığım mantığı pekiştirerek Martaval’ı beslemeye karar vermiştim. Ne Osmanlı ne de Cumhuriyet tarihi konusunda uzmanlaştığımı falan iddia edecek değilim elbette, ama bana yetecek kadarını aldığıma da inanıyorum. Kimseye bu konularda ders verebilecek durumda değilsem de, karşıma geçip Kemalizm borazanı öttürecek olanlara “bir git çay koy” diyecek durumdayım en azından. Bu anlamda, Martaval benim Kemalizm’i anlama ve ondan kurtulma “projem” oldu denebilir belki.
Velhasıl, Martaval, bitmiş değilse de, öyle görünüyor ki, eski temposunu bir daha hiç bulamayacak. Belki de 19 Mayıs’ta Millî Mücadele’nin başlangıcı konusunda göndereceğim kitap notu bu blogun son postu olacak. Bu nedenle belki de bir veda postu yazmak, dünyanın geri kalanı için büyük anlam ifade etmiyorsa da usulen yapılması gereken bir şeydi. Bu serüvende sık sık tartıştığım, tartışmaktan büyük keyif aldığım herkese, özellikle de “Bağlantılar” başlığı altında listelenmiş blog ve sayfaların katılımcılarına teşekkür ederim.
Esen kalın

Google Reader’da yeni gönderinizi ve tabii başlığını görünce “kış uykusu” olarak, yazıyı okumadan önce “nihayet, hoş geldiniz” yazmayı planladım yorumlara. Fakat sonundaki “esen kalın” ibaresi canımı sıktı, yazıyı okumak zorunda kaldım.
Martaval’ın içeriğinin belirli bir yönü olduğu vazıh olmasına rağmen, sizin Martaval’ı başlatırken bir proje oluşturma fikriyatında olduğunuzu düşünmemiştim hiç.
“Belki de” ibaresinden güç alarak bir şeyler önerebilirim belki şimdi. Gelin, etiket bulutundaki tüm etiketleri kaldırın ‘Lalettayin’ hariç ve bu blog lalettayin devam etsin artık. Hatta ismini de lalettayin.wordpress yapın isterseniz. Ama rica ediyorum devam edin yaptığınız şeye.
İnternet tarayıcımı açtığımda, okunacak çok az şey olduğunu düşünürken her defasında,
Nefret ettiği şeyleri eleştirirken bile kin kusmayan, bunu sakince ve vicdanını yitirmeden yapan yazarlarla karşılaşmıyorum pek. Siz onlardan birisiniz ve bu kadar kolay kapatıp gitme hakkınızın olduğunu düşünmüyorum. (Çok ukalayımdır) : )
Merhaba,
Öncelikle nazik yorumunuz için teşekkürler.
Martaval’da yazmaya başlarken ben de bunu bir “proje” olarak görmüyordum. İçimdeki bir yazma isteğini, düşündüklerimi, bildiğimi sandıklarımı başkalarıyla paylaşma saikiyle yola çıktım. Ama, bir yerde Martaval kendi mecrasını buldu. Ve yazılmış bunca posttan sonra, aslında ulaştığı bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle “proje” kelimesini tırnak içinde kullandım. Her ne kadar bir “proje” gibi başlamamışsa da ulaştığı, daha doğrusu beni ulaştırdığı bir nokta var. Martaval bir “proje” olsaydı kolayca proje “başarıya ulaştı/ ulaşamadı” deyip bitirebilirdim. Ama bunu da söyleyemiyorum.
Şimdi blogun ulaştığı noktadan ileriye baktığımda nereye gidebileceğini pek iyi göremiyorum. Sergen’in deyimiyle “sıkıntı var”. O nedenle, Martaval’ın eskiden olduğu gibi haftada 1-2 post ortalamayla devam etmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum (en azından şimdilik). Dün Hasan Rua’nın bir postumun altına yazdığı “nerelerdesin?” yorumu üzerine hiç olmazsa Martaval’la belirli bir söyleşime girmiş olanlara karşı bir açıklama yapma ihtiyacıyla “Kış Uykusu” postunu.
Bitti/ gidiyorum, demiyorum, diyemiyorum. Hem bunu kendimi naza çekmek olarak gördüğüm için hem de gerçekten bitip bitmediğini bilmediğimden. Ama en azından bundan sonra o eski tempoyu sürdürebileceğimin işaretlerini göremiyorum. Lalettayin bir şeyler yazma önerisi aklıma yatmıyor değil
Bakalım.
İlginiz ve öneriniz için teşekkürler
Ben de “Google Reader”da epeydir koyu renk olmayan köşeyi koyu görünce meraklandım ama bu veda yazısı içimi burktu. Yine de insanın bir şeye, kendinin olan bir şeye yabancılaşması nı da doğal sayması gerekir. Yazını okurken, kendi içimdeki gel gitleri düşündüm. Ben de yıldır sendika, toplu hareket, siyasetle uğraşma merakımdan çok uzağım. BU uzaklıktan dolayı zaman zaman kendimi suçlasam da “sıkıldım” deme özgürlüğümün de saklı kalabileceğini ve yaşamın bir yerinde bu durumun farklı göstergelerle sürebileceğini düşünüyorum. Bu anlamda kendi yaşamımdaki bu sorguyu bana sağlaman yanında, “Kemalizm” eleştirilerin için de sana minnettarım. Sorgulanan her şeyin yüzeysellikten çıkacağını düşünüyorum. BU anlamda Kemalizm yanını törpüleyen bir Atatürk sever olarak, farklı sorularla farklı alıgılamalarla Atatürk’ü daha iyi tanıyabileceğimi de düşünüyorum. Sonsuz teşekkürler martaval…
Uzun zaman sonra tam nihayet demişken olmadı şimdi bu Müstear Efendi. Fikrini değiştirmen dileğiyle. Yazılarını besliyordu beni, eksikliğini hissedeceğim.
Saglicakla.
hay allah
[...] Geliştirici: Müstear Efendi Ne kadar süreceğini bilmediğim bir kış uykusuna yattığımı duyurduğum posta verilen tepkiler cesaret vericiydi. Kendimi ağırdan satmak, naz [...]
Güzel makale, emeğiniz için teşekkürler