Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken durduk yere sinirlendiğimi fark ettim. Ne sinirlenecek bir şey söylemişti, ne bir kabalık etmişti ne de sesini yükseltmişti. Sonra bunun üzerine düşündüm ve fark ettim ki beni sinirlendiren kullandığı bir kelimeydi. Bağlamından, anlamından bağımsız olarak o kelime beni sinirlendirmişti. İşin tuhaf yanı, o kelimeyi ilk kez duyuyordum. Üzerine çok düşündüm ama anlamını bilmediğim ve ilk kez duyduğum bir kelimenin beni sinirlendirmesinin nedenini bulamadım.
Daha fazla merakta bırakmayayım, söz konusu kelime “rustik”. Kelimenin ilk anlamı “pencere üstlerine takılan ahşap korniş.” İkinci anlamı da “kırsal” (kaynak). Etimolojisine kısaca göz attım. Latincede “açık alan, kır” anlamına gelen rus kökünden türeyerek rusticus olmuş. İngilizcede 15. yüzyılda “kırsal” anlamıyla kullanmaya başlanmış. Bir perde/ korniş tipi olarak kullanılması çok yenidir diye tahmin ediyorum. TDK’ya göre Türkçeye Fransızcadan (rustique) girmiş. Ne zaman girdiğine dair bir bilgi yok.
Kökenini araştırmak sinirlerime iyi geldi mi? Biraz. Yine de öfkem büsbütün dinmiş değil. Ben de sinirimi bozan kelimeleri listelemeye karar verdim, belki bu kelimelerin neden sinirimi bozduğunu anlayabilirim diye. Şöyle bir şey çıktı ortaya:
- berjer: Arkalığı fezaya uzanan bir tür koltuk. İngilizcesi grandfather’s chair imiş, “büyükbaba koltuğu”. Koltuğa da adına da sinir olmuştum ilk gördüğümde. Hislerim değişmiş değil.
- fiskos masası: Bu sehpaya/ masaya “fiskos sehpası” dememek için kırk dereden su getiriyorum, ama olmuyor. “Kahve masası” ya da “kahve sehpası” desek?
- görümce: Bir “börülce” gelir aklıma (ki açık ara en sevdiğim sebzedir) bir de börülceli, görümceli türkü: “Bahçelerde börülce/ Oynar gelin görümce”. Çağrışımları hiç de kötü değil, ama herhalde tınısı yüzünden sevmiyorum bu kelimeyi. Börülce olsa da yesek.
- mevsimlik: Giysi yahut ayakkabı alırken sıklıkla karşılaştığım bir kelimedir bu da. Satıcı laf arasında çok güzel, mevsimlik bir ayakkabı deyiverir. Ben de hep unuturum “hangi mevsimlik?” diye sormayı. Muhtemelen sorsam satıcı da bilmez neden bahsettiğini. Kimisi bütün yılı kimisi de bahar aylarını kast ediyor sanırım. Öyle ne idüğü belirsiz bir laftır bu da.
- rustik: Yerine ne kullanılabilir? boruya geçirilen perde falan denebilir, ne bileyim. Borde desek? Yok, “borde” de sinirimi bozdu. Offff!
- tümce: Tümce nedir Allah aşkına? Bak tüylerim diken diken oldu. Neyse ki alternatifi var ve yaygınca kullanılıyor: cümle.
- tünaydın: Öğleden sonra “günaydın” demek ihtiyacı hasıl olunca kullanılan bir kelime. 3 yaşındaki çocuğa söylesen bunun yerine daha iyi bir kelime bulurmuş gibi geliyor.
Devlet buna bir şey yapması lâzım. Bu kelimelerin yerine başkalarının kullanılması için bir proje başlatılsın, varımı yoğumu bu projeye yatırmaya hazırım.
Kaynaklar:

ayrıca fiskos masası çok şirin. berjer’le yan yana koyman incitici!
Merhaba,
Rustik, rustikliğiyle beni çileden çıkardı. Söyleyenin tavrından bağımsız olarak kelimeye sinirlendim: “bu nasıl kelime lan!” diye.
Fiskos masasını berjerin yanına bir tek ben koymuyorum canım, herkes öyle yapıyor. İki berjer, arasına bir fiskos masası yerleştirmek dede geleneği sanırsınız. Benim sevmememe gelince, vallahi nedenini bilsem ben de rahatlayacağım. İlk duyduğumda da sevmemiştim, hâlâ da tüylerimi diken diken etme potansiyeline sahiptir.
Hem sonra sizin yok mu sevmediğiniz kelimeler?
Sevgiler.
Benim de böyle sinir olduğum bir kelime şu: “aynen öyle.”
Bazen ben de kullanıyorum, ama nerede duyarsam duyayım sinirleniyorum.
Bu arada; şu Tünaydın meselesi; “Tün” aslında “gece” demek.
“Tün” gün anlamına gelen bir sözcük belki ama kullanım alanını yitirmiş. Tünaydın ise kimi öğretmenlerin kullandığı müstear efendi’nin de belirttiği gibi eğreti bir sözcük. Berjer hakikaten itici. “Fiskos masası” ise, boş bir kültürü, dedikoduyu anımsattığı için bizi rahatsız ediyor sanırım…
Bu kelimelerin seni kızdırmasının nedeni, fonetik yapıları mı, yoksa kullanımındaki iğretilik mi?
Bir bilsem
Rustik ve fiskos kelimelerindeki -s sesi yılan tıslamasına benzer bir tonda çıkıyor. Belki de bu durumun iki nedeni vardır. Hem -s sesinin tonundan, hem de iğreti kelimelerden nefret ediyorsundur.
Aslında böyle şeyler araştırmaya değer.
Mesela bir araştırmacı; tebeşiri tahtaya yan sürttüğümüzde çıkan o acaip sesten rahatsız olmamızın kökenlerini pirimada kadar götürmüştü.
Aynı zamanda bazı yemekleri sevmememizin nedenlerini çocukluk çağındaki hastalığımızda bize zorla yedirilen yemeklere götürenler de var.
Bu konuda daha da ilginci şu; beynimizde, vücudun çektiği herhangi bir sıkıntıya derman olabilecek besin değerlerini taşıyan yiyeceklere bizi yönlendirmeye yarayan bir mekanizma var.
Bununla ilgili bir belgesel seyretmiştim. Bir gemide tek başına iki hafta kadar okyanusta kurtarılmayı bekleyen bir adam üzerine. Adam, bir süre sonra yoğun biçimde balığın yalnızca sırt bölümünü yemek istediğini anlatıyordu. Belgeselin araştırmacılarının bulgularına göre, balığın sırt bölümündeki o besin değeri -şimdi adını hatırlayamıyorum- adamın o an en gereksinim duyduğu maddeleri ihtiva ediyormuş.
Beynimizin denetleyemediğimiz bölümleri hayatımızı bazen köklü biçimde şekillendiren en temel faktör oluyor.
Bu arada Feedburner duyurularında bir sorun var sanırım. Son yazdığın yazıların duyuruları mailime gelmemiş.
Bilgilendirme için teşekkürler. Bir kontrol edeyim…
TDK’nın yabanci dillerden dilimize geçen sözcükler için yaptığı garip türkçe kelime karşılıklarının da kelimenin fonetik yapısı sebebiyle de dilimizde kullanımının sağlanamadığını düşünüyorum. İnsan beyni bu konuda çok hassas; müzikteki bir makamın, bir gamın nota dizelerinin tümünün belli bir uyumda olması gerektiği gibi bir kelimenin sahip olduğu tüm harflerin de belli bir ahenk içerisinde okunabilir olması gerekiyor. Bu olmazsa işte buradaki örneklerdeki gibi kelime iğreti durabiliyor.