Bu aşamada başka birçok kavram gibi, çok sık kullanılan; ama gerçekten ne olduğu, ya da olması gerektiği hakkında bilinç açıklığı bulunmayan ilerleme kavramı üzerinde durmak yararlı olabilir. Gerçekleştirilen bir şeyin ilerici sayılmasının kriteri ne olmalıdır? Örneğin bir ülkede iktidarda olan bağnaz bir diktatörlük, fabrikaların sayısını iki kat, tren yollarının uzunluğunu üç kat, havaalanı sayısını dört kat, okula giden öğrenci sayısını beş kat, ihracatı altı kat, ithalatı yedi kat, polis sayısını sekiz kat, savcı ve hakim sayısını dokuz kat, asker sayısını on kat artırdığında, (…) bunlar ‘ilerici’ sayılacak mıdır? Üretimi, ihracatı, okul sayısını kim neden artırmak istiyor? Bir sömürge yönetimi, kendi metropolüne (anavatan densin) ihraç edilmek üzere, sömürgesindeki pamuk üretimini 15 kat, maden üretimini (istihracını) 30 kat artırıp, bunları taşımak için demiryolu şebekesi ve liman inşa ettiğinde, bütün bunlar sömürge halkı için ‘ilerleme’ sayılacak mıdır? Daha sonra söz konusu sömürge ‘bağımsızlığını kazandığında’, aynı şeyler ‘kendi’ yönetici sınıfı (milliyetçi iktidar) tarafından yapıldığında değişen bir şey olur mu? Aynı şekilde, sömürgesindeki insanların sömürgecilere özenip, giyim-kuşam, yeme-içme, düşünce tarzlarını sömürgeci ülkedekine benzetmesi, onu taklit etmesi bir ‘ilericilik’ göstergesi sayılabilir mi? Bir ülkeyi ‘modernleştiren’ diktatör, bu yaptıklarından dolayı ‘ilerici diktatör mü’ sayılacaktır? Diktatörleri, biri ilerici diğeri gerici diye ayırmak ‘isabetli midir’… Aydın despot kavramı, itibar edilmesi gereken bir kavram mıdır? Aydın ve despot, diktatör ve ilerici kavramlarını yan yana getirip, bunlardan bir ‘anlam’ bütünlüğü çıkarmak bilimsel kriterler karşısında bir değer taşır mı?
Söz kounsu modernleşme kimin için ne anlama geliyor sorusu sorulmadığı sürece, kavram ve kafa karışıklığının önünü almak mümkün değildir. Bu durumda, sömürgeci-emperyalist devletlerin ünlü uygarlaştırıcı misyon retoriği de haklılık kazanır. Bir ülkedeki mekanik gelişmeler, örneğin fabrikalar kurulması (kimi maddi gelişmeler densin), okul ve öğrenci sayısının, çimento ve çelik üretiminin artması ilericilik sayılırsa ve başka bir kritere gönderme yapılmazsa, pekâlâ sömürgecilik ve emperyalizmin ortaya çıkardığı sonuçlar da kolaylıkla ilerici sayılabilir… Bir toplumda etik-moral-tarihsel değerlere gönderme yapmayan bilimsel ve teknik birikimin artması, ilericilik sayılabilir mi? Eğer herhangi bir gelişme, insanların özgürlüğünü, insan kişiliğinin bağımsız gelişmesini, bireyin özerklik ve özgür eylem alanını genişletip, önünü açıyorsa, ancak orada gerçek anlamda ilerlemeden söz edilebilir. (s. 322-323)
Yediyüz, Osmanlı Beyliğinden 28 Şubat’a: Bir Devlet Geleneğinin Anatomisi, Fikret Başkaya, 2007, Ankara: Maki Basın Yayın
İlerleme Nedir, Ne Değildir?
02/07/2009 Müstear Efendi tarafından

“Eğer herhangi bir gelişme, insanların özgürlüğünü, insan kişiliğinin bağımsız gelişmesini, bireyin özerklik ve özgür eylem alanını genişletip, önünü açıyorsa, ancak orada gerçek anlamda ilerlemeden söz edilebilir.”
Tam olarak budur sanırım.
[...] “Diktatör?” başlıklı yazıya bir ek yapalım Müstear Efendi’nin Fikret Başkaya’dan yaptığı alıntı çok yerinde olmuş, bizim yazıyla da ilgili. Okumak için şuraya tıklayınız. [...]
“İlerleme” kavramı üzerinde düşünürken Aydınlanma eleştirisinden ve onun kimi postmodern kuramcılar tarafından yorumlanmış halinden de çekinmeden düşünmek daha verimli olacaktır inancındayım.
Burada kilit taşı, bence, her kavramı ya da olguyu tek ve parçalanamaz bir bütünmüş gibi ele almak. Böyle yapınca -aynen yıllardır Aydınlanmaya, ilerleme kavramına ya da postmodernizme yaptığımız gibi- anlaşılmaz, tarih içindeki hareketi çözümlenemez durumlar çıkıyor karşımıza.
Oysa kavram üretiminin çağa özgü zihinsel durumların (zeitgeist) egemenliğinde olduğunu ve bunun da sürekli değişmekte olduğunu bir kere kabul etsek -doğunun tipik “tekçi düşünce” anlayışını hedef alıyorum burada- ortada öyle büyük bir problem kalmayacak.
F. Başkaya’nın “ilerleme” üzerine yaptığı dekonstrüksiyon bence böyle de bir anlam taşıyor.
Kanımca taşır. Zira, İngiltere gittiği ülkelerde kurduğu altyapı ile o ülkelerin örneğin hindistan’ın bugünkü demokratik altyapısını kurmuştur. ekonomik gelişmenin olmadığı bir köylü toplumunda mı demokrasi kuracaksınız?