1923 sonrasında aynı İttihatçı kökten gelenler arasındaki çatışma ve çekişmelerin mahiyeti ise bambaşkadır. Bu durumda söz konusu olan, galip gelen klik içerisinde bir mevkiî ve iktidar kavgasıydı. Bu kavgayı da başlangıçtan itibaren en silik ve geçmişten gelen sorunu olmadığı için diğerleri tarafından öne sürülen Mustafa Kemal’in Bonapartist kliği kazanmıştır.Bu galibiyetin ardından yazılan resmi tarih, ‘Milli Mücadele’ döneminin bu yönlerini gizleyerek ve tahrif ederek, Kemalist kliğin ihtiyaçları doğrultusunda, ‘yeniden imal edilmiştir’. Dolayısıyla söz konusu dönemin tarihi, ısmarlama üzerine üretilmiş bir tarihtir. Mustafa Kemal Nutuk’ta: “19 Mayısta Samsun’a çıktım” diyor. Bununla Milli Mücadelenin, Samsun’a çıktığı 19 Mayıs’ta başladığını îmâ ediyor. Oysa, Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce, başkaları başka yerlere çoktan çıkmış bulunuyordu… İttihatçılar, daha Mondoros Mütarekesi yapılmadan milli bir direnişi örgütlemek için harekete geçmişlerdi. Savaşın kaybedilmekte olduğunun anlaşıldığı günlerde Teşkilat-ı Mahsusa, Anadolu’nun birçok yerinde gizli silah depoları oluşturmuş durumdaydı. Ve hemen arkasından da örgütsel faaliyetlere girişilmiştir. (s. 301-302)Yediyüz, Osmanlı Beyliğinden 28 Şubat’a: Bir Devlet Geleneğinin Anatomisi, Fikret Başkaya, 2007, Ankara: Maki Basın Yayın
Tarih, Cumhuriyet kategorisinde yayınlandı | Etiketler Türkiye, Tarih, Kitap, İttihat ve Terakki, Cumhuriyet, Mustafa Kemal, Millî Mücadele, 19 Mayıs, Teşkilat-ı Mahsusa | 1 Yorum »
Evcil
“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”
“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”
Efemeral
“Çiçekleri kaydetmeyiz.”
“Neden? O, gezegenimdeki en güzel varlıktır.”
“Ama efemeraldir.”
“Efemeral ne demek?”
“Coğrafya kitapları en değerli kitaplardır. Asla eskimezler. Çünkü dağlar yerlerini kolay kolay değiştirmezler. Bir okyanusun sularını boşattığı nadir görülür. Anlayacağın, biz coğrafyacılar kalıcı şeyleri kaydederiz.”
“Ama sönmüş yanardağlar yeniden harekete geçebilir”dedi küçük prens. “Efemeral ne demek?”
“Yanardağın aktif ya da sönmüş olması bizim için fark etmez. Önemli olan onun bir dağ olmasıdır” dedi coğrafyacı.
“Peki ama efemeral ne demek?” dedi sorduğu sorunun yanıtını almadıkça asla vazgeçmeyen küçük prens.
“Efemeral, kısa ömürlü demektir.”
“Benim çiçeğim kısa ömürlü mü?”
“Elbette.”
“Benim çiçeğim efemeral” dedi küçük prens kendi kendine. “Ve kendini dünyadaki tehlikelere karşı koruyabilmek için sadece dört tane dikeni var. Ve ben onu orada tek başına bıraktım.”
Aramak
“Günaydın.”
“Günaydın” diye karşılık verdi demiryolu işaretçisi.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
“Trenlere yol gösteriyorum. Onlara sağa veya sola geçmelerini söylüyorum.”
Onlar konuşurken, parlak ışıklarla donatılmış bir ekspres tren yanlarından uğuldayarak geçti. O geçerken işaret direği sallanmıştı.
“Sanırım çok aceleleri var” dedi küçük prens, “peki ne arıyorlar?
“Bunu makinist bile bilmiyor.”
O anda parlak ışıklı başka bir ekspres tren ters yöne doğru hızla geçti.
“Peki niçin geri dönüyorlar?” diye sordu küçük prens.
“Bunlar aynı yolcular değil” dedi işaretçi.
“Bulundukları yeri beğenmiyorlar mı?”
“Hiç kimse bulunduğu yeri beğenmez.”
Şimdi de parlak ışıklı ekspres trenlerin bir üçüncüsü geçti yanlarından.
“Bunlar diğer yolcuları mı takip ediyorlar?
“Hiçbir şeyi takip etmiyorlar” dedi işaretçi. Ya uyuyorlardır, ya da esniyorlardır. Sadece çocuklar burunlarını pencerelere dayar ve etrafa bakarlar.”
“O halde sadece çocuklar ne aradıklarını biliyor” dedi küçük prens. “Bezden bir bebeğe bağlanıyorlar ve bu onlar için çok önemli hale geliyor. Eğer ellerinden alırsanız, ağlamaya başlıyorlar.”
“Bence şanslılar” dedi işaretçi.
Alıntılar Küçük Prens‘ten.
Edebiyat kategorisinde yayınlandı | Etiketler Coğrafya, Efemeral, Evcil, Küçük Prens, Kitap | » yorum bırak;
Gazete köşe yazarları için oluşturduğum RSS‘ler dikkate değer bir ilgi gördü. En çok talep edilen şey bütün köşe yazarları yerine yalnızca seçilen bazılarını getirecek bir RSS filtresiydi. Ancak onun düşündüğüm kadar kolay olmadığını fark etmem fazla uzun sürmedi. Tam o noktada imdadıma Açık RSS yetişti. Proje, benim yayımladığım köşe yazarı RSS’lerinden hareketle başlatılmış. Benim yaptığım köşe yazarı RSS’lerine ek olarak gazete eklerini, karikatürleri ve bazı dergileri de RSS’e dönüştürmeye başlamışlar. Şu filtre işinin içinden çıkamayınca rica ettim, ilgilendiler. Sonuçta ortaya nur topu gibi bir proje çıkmış oldu. Ben de işin teknik yükünden kurtulmuş oldum.
Kütüphane: Hazırlanan bütün RSS’lerin derlendiği kütüphaneye (Açık RSS Kütüphanesi) şuradan ulaşabilirsiniz.
Filtre: Köşe yazarlarını seçmek için kullanacağınız filtre (Açık RSS Köşe Yazarı Filtresi) burada. Filtrenin kullanım kılavuzu da burada.
İlgilenenlerin güncellemeler için Açık RSS feed‘ine de üye olmasını önermeme gerek var mı? İşin teknik yönüyle ilgilenenler Alet Kutusu‘na da bir göz atmak isteyebilirler.
Web kategorisinde yayınlandı | Etiketler Açık RSS, Köşe Yazarları, RSS | 3 Yorum »
Hafta sonu paylaştığım Taraf yazarları RSS linki bayağı ilgiyle karşılandı. Böyle bir şeyin ihtiyacını hissediyordum ama bu denli kanayan bir yara olduğundan haberdar değildim. Yoksa bu zamana kadar beklemez, daha önce paylaşırdım elimdeki linkleri.
Bu postla başka gazetelerin köşe yazarlarının RSS linklerini de vereceğim. Bu köşe yazarları içinden istediklerimizi seçme işini de yakında yeni bir postla açıklayacağım (çoğunluk esas olarak onunla ilgileniyor, biliyorum).
Ek: Açık RSS projesiyle ilgili bilgi için şu posta bakabilirsiniz.
Taraf Gazetesi Her Taraf Eki RSS
Önemli: Bu konudaki taleplerinizi lütfen Açık RSS proje sayfasına yönlendirin. Bu konuyla artık ilgilenmediğim için yeni RSS taleplerine cevap veremiyorum. Açık RSS yürütücülerinin yardımcı olacağını sanıyorum. RSS Taleplerinizi şuradan iletebilirsiniz.
Notlar:
- Bu RSS linklerinin özelliği yalnızca yazının ilk birkaç cümlesini değil bütün köşe yazısını getirmeleri.
- Bu RSS’lerin çoğunu ben takip etmiyorum ve sadece bir iki gün test edebildim. Bu nedenle bir sorunla karşılaşırsanız lütfen bu postun altına yorum olarak ekleyin.
- Hürriyet yazarlarını hazırlarken Latif Demirci ve Fatih Çekirge’de sorun çıktı, o nedenle söz konusu iki yazarın yazıları feede dahil değil. Zaman bulunca Latif Demirci’yle ilgili sorunu çözmeye çalışırım, ama Fatih Çekirge konusunda söz veremiyorum.
- Radikal yazarlarının yazıları gazete henüz bayilere dağıtılmaan RSS okuyucunuza düşerse sakın şaşırmayın. O da benim bir kıyağım olsun
- Bu işlerin nasıl yapıldığını merak edenler şuradan Habertürk örneğini inceleyebilirler. Diğer gazeteler de aşağı yukarı aynı mantıkla RSS’e dönüştürülüyor.
Web kategorisinde yayınlandı | Etiketler Birgün, Evrensel, Gazete, Haber, Köşe Yazarları, Radikal, Referans, RSS, Sabah, Taraf, Vatan, Zaman | 22 Yorum »
Morde ratesden,
Esur tinda serg! Teslarom portog tis ugor anleter, ferto tagan ugotahenc metoy-doscent zist. Norgunk!
Ubor-Metenga
“Korkuyu Beklerken”in isimsiz protagonistine gelen mektupta bunlar yazılıdır. Kendini yalnızlığa mahkûm etmiş, toplumdan korkan, yalıtılmışlığını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bir adamın fizikî olarak evine hapsolmasının ironik hikâyesidir anlatılan. Lâkin iş bu kadarla kalmıyor. Bu öyküyü, bana yönelik kaleme alınmış uzunca bir eleştiri metni gibi okumaktan kendimi alamıyorum. Okurken altını çizdiğim noktaları şimdi okuduğumda aynı duygunun içimde canlandığını fark ediyorum. Böyle bir okumanın kötü tarafı, eleştiri ağırlaştıkça savunmaya geçme ihtiyacı hissedip yazarla tartışma eğilimi göstermek oluyor. Oğuz Atay’ın bana haksızlık ettiğini düşündüğüm çok yer oldu. Dahası, bu özdeşleşmeyi Atay’ın üslubuna bağlamanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Hattâ metinde sürekli kendini belli eden ironi tam tersi bir etki yapıyor, okuru yabancılaştırıyor. Ama bu bile söz konusu özdeşleşmeye engel olamıyor.
Öykü üzerine söylemek istediğim o kadar çok şey var ki hiçbir şey söyleyemiyorum. O nedenle sözü Oğuz Atay’a vermek niyetindeyim, varsın kusur bulsun…
Bütün hayatım ayıklamakla geçti, gene de bitiremedim süprüntüleri atmayı. Bankanın çirkin defterini buldum. Allahtan kimse görmüyordu yaptıklarımı. İşimde de bunun için yalnızdım; herkese, istediğim yanımı gösteriyordum böylece. (s. 41)
Yazma işini bıraktım. Esaslı bir adam olsaydım bırakmazdım. (s. 42)
Doğa-durumuna ya da doğal hale yapılan vurgu bütün öyküye egemen. Şu alıntılar bu vurguyu çok güzel gösteriyor:
Gözkapaklarım ağırlaşıyordu. Sevindim. (s. 49)
Her zaman böyle öfkelenebilsem. Nerde. (s. 51)
Gerçek bir acı duyduğumdan bile kuşkum vardı. (s. 65)
Heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım. (s. 66)
Bedenden, bir başka deyişle insanın hayvansı yanından gelen “uyku”, “öfke”, “heyecan”, “acı” gibi hallere duyulan özlem acı verici. Bütün ömrünü yaşamı kontrol altına alma çabası içinde geçirmiş bir mahlûkun yenilgiyi kabullenişi…
Bu mahlûk, evde yalnız başına olduğu halde şunları düşünüyor:
“Evet, yabancılarla dolu, bana yabancı olanlarla dolu, uçsuz bucaksız bir denizin ortasında yalnız başıma kalmıştım.” (s. 56)
Ömrümü eşya ile geçiriyordum. Eşyayı da sevmiyordum galiba. (s. 64)
Yeteneklerimi sevgisizlik yüzünden boşuna harcamıştım: Resim yapmayı becerebildiğim halde, resmini yaptığım şeyi bir türlü sevemediğim için, resimler biçimsiz olmuştu, yarım kalmıştı. Tabiatı sevdiğimi göstermek için, medeniyetten kaçan insanların görünüşüne bürünebilmek için, bu Allahın belâsı ıssız yerde bahçeli bir ev tutmuştum; fakat bahçeyi otlar sarmıştı. Hiçbir ağaç çiçek filân yetiştirememiştim buraya geldiğimden beri. İki kiraz ağacı da kurumuştu bu arada. Bir saksı bile koymamıştım; ne eve, ne de bahçeye. Gösterişten ibarettim. (s. 65)
Bahçeye bir tohum ekmiş olsaydım, belki de onu yerdim şimdi. (s. 72)
Bu sefer, sarı yapraklar kaybolmadan onları uzun uzun seyrettim. Her zaman kaçırırdım da. İnsanlar ne buluyordu bu sarı yapraklarda? Yağlıboya tablolarda gene neyse, fakat yerde? Bilmem ki. (s. 75)
O kadar ağır eleştirinin ardından, neyse ki, mikrofonu bana da uzatıyor Atay:
Ben! diye bağırdım bütün gücümle. Sonra adımı tekrarladım birkaç kere. Ben, burada gizli bir mezhebin kurbanı olarak bir saksı çiçeği gibi kuruyup gidiyorum. Ben, çiçeklere bakmasını bilmediğim gibi, kendime bakmasını da bilmiyorum. Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkûm edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. Ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum. (s. 79)
Notlar:
- Mektup, yine öykünün içinde aşağı yukarı şu şekilde çevrilmiş:
Sayın beyefendi,
Size ihtar ediyoruz! Mektubu aldığınız andan itibaren evinizden hiç çıkmamanızı size kesinlikle bildiririz. Dikkat!
Üstün-Yol
- Eleştirildiğim hissine kapıldığım bir başka yazar da Yusuf Atılgan’dır. Ama o başka bir hikâye ve başka bir zaman anlatılmalı.
- Oğuz Atay, yaşasaydı, bugün 75. yaşını geride bırakmış olacaktı.
Fotoğraf buradan.
Edebiyat kategorisinde yayınlandı | Etiketler Öykü, Edebiyat, Eleştiri, Hikâye, Kitap, Mektup, Oğuz Atay | 2 Yorum »


Hafta içi bir gün olmasına rağmen en çok okunan haberlerin spor haberleri olduğunu görüp biraz şaşırdım (neye şaşırdıysam artık). (“‘Pornografi’ başlıyor” başlıklı haberin yayımlandığı günün en çok tıklanan haber olması da mânidar.) Sonra bir hafta daha bekleyip yeniden ekran görüntüsü almaya karar verdim. Aşağıdaki üç ekran görüntüsünü de 24 Kasım 2009 Salı günü aldım.

Görüldüğü gibi değişen fazla bir şey yok. Popüler haberlerin tamamına yakını spor haberleri. Belli ki kullanıcılar ntvmsnbc’yi en çok spor haberlerine ulaşmak için kullanıyor. Kolaylıkla ulaşabildiğimiz bu istatistikî bilgiyi nasıl yorumlamamız lâzım?









